Hayatımın en mutlu olması gereken o an, kucağıma henüz birkaç saat önce doğmuş, mis kokulu kızımı aldığım o hastane odası, benim için bir kâbusun başlangıcıydı. Kocam Hakan ve kayınvalidem Sultan Hanım odaya girdiklerinde yüzlerinde zerre kadar sevinç yoktu. Sultan Hanım, beşiğin içindeki o pembe battaniyeye sanki bir böceğe bakıyormuş gibi tiksinerek baktı. "Bizim soyumuzu yürütecek, bu devasa şirketin başına geçecek bir erkek lazımdı bu eve," dedi buz gibi bir sesle. "Sen gide gide bir kız doğurdun. Bizim sülalemizde kız çocuğuna yatırım yapılmaz."
Duyduklarım karşısında donup kalmıştım. Gözlerim kocam Hakan’a kaydı. Bana ve kızıma sahip çıkmasını, annesini o odadan kovmasını bekledim. Ama o, başını öne eğerek omuz silkti. Hastaneden eve döndüğümüzde bu psikolojik işkence her gün artarak devam etti. Kızıma dokunmuyorlar, onu sevmiyorlar, adını bile ağızlarına almıyorlardı. Nihayet kızım henüz kırk günlükken Hakan karşıma geçip o korkak ve iğrenç cümleyi kurdu: "Anlayış göster, annemler çok üzgün. Bu böyle olmayacak, ailemle aram bozuluyor, evdeki huzurum kaçtı. En iyisi biz sessizce ayrılalım."
O an gözümden tek bir damla yaş bile düşmedi. Kızımı, o "değersiz" gördükleri bebeğimi göğsüme sımsıkı bastırdım. "Kabul ediyorum," dedim dimdik bir duruşla. "Ama bir gün bu kızıma muhtaç olduğunuzda, karşınızda merhamet dilenecek bir kadın bulamayacaksınız." Birkaç parça eşyamı alıp o soğuk ve sevgisiz evden sonsuza dek çıktım.
Sonraki beş yıl hayatımın en zor ama en gururlu yıllarıydı. Gündüzleri kızımla ilgileniyor, geceleri sabahlara kadar bilgisayar başında çalışıyordum. Eski mesleğim olan mimarlığa dört elle sarıldım. Küçük projelerle başladığım iş hayatımda, hırsım ve kızıma olan sevgim sayesinde hızla yükseldim. Kendi mimarlık ve gayrimenkul yatırım şirketimi kurdum. Adımı sektörde altın harflerle yazdırmıştım. Benim o "değersiz" kızım ise piyano çalan, yabancı dil öğrenen, zekasıyla herkesi kendine hayran bırakan bir pırlantaya dönüşmüştü.
İlahi adalet ise onların cephesinde çok farklı çalışıyordu. Hakan, annesinin baskısıyla sırf "erkek çocuk" versin diye başka bir kadınla evlenmişti. Ancak yeni eşi, Hakan’ın tüm servetini lüks içinde harcamış, üstüne üstlük şirketlerini iflasa sürüklemişti. O çok övündükleri, soyadlarını taşıyacak erkek çocuk ise hiçbir zaman dünyaya gelmemişti. Sülalenin elinde kalan son şey, kayınvalidemin üzerine titrediği, yıllardır içinde oturdukları o devasa aile köşküydü. Ancak banka borçları yüzünden köşk icradan satışa çıkmıştı.
Geçen hafta asistanım, icradan satın aldığımız o devasa köşkün eski sahiplerinin, evi hemen boşaltmamak ve biraz daha süre istemek için "yeni patronla" yüz yüze görüşmek üzere yalvardıklarını söyledi. Onları ofisime kabul ettim devamı için sonraki sayfaya geciniz...
Oğlumu Görmek İçin Ülkenin Öbür Ucuna Gittim, “15 Dakika Erken Geldin” Deyip Kapıyı Yüzüme Kapattı! Ertesi Sabah Gelen Mesajla Yıkıldım…
Kayınvalidem Doğurduğum Kız Çocuğunu “Bu Eve Erkek Lazımdı” Diyerek Hor Gördü! Kocam Ayrılalım Deyince Aldığım İntikam Onları Kapıma Kul Etti!
Emekli İçin Yeni Açıklama