“Benim oğlumun seninle evlenmesine izin verdiğim için minnettar olmalısın. Artık borcunu ödeme zamanın geldi.”
Bu sözler, İstanbul’da yaşayan genç hemşire Elif’in kalbine ağır bir taş gibi oturdu. Kayınvalidesi Nermin Hanım’ın evinde dört saattir temizlik yapıyor, mutfak dolaplarını düzenliyor ve kendisine ait olmayan bir hayatın yükünü taşıyordu. Nermin Hanım ise koltuğunda oturmuş, dergi karıştırarak Elif’in emeğini sıradan bir görevmiş gibi görüyordu.
Elif, yıllar önce anne ve babasını kaybetmişti. Bir devlet sağlık merkezinde hemşire olarak çalışıyor, mütevazı geliriyle sakin bir yaşam sürüyordu. Eşi Murat’la, onun dizindeki bir rahatsızlık nedeniyle hastaneye gelmesi sırasında tanışmıştı. Murat nazik, anlayışlı ve güvenilir görünüyordu. Altı ay sonra evlenme teklif ettiğinde Elif, sonunda kendisine ait sıcak bir aile kurabileceğine inanmıştı.
Ancak Murat’ın annesi Nermin, daha ilk görüşmede Elif’i küçümsemeye başladı. Onun küçük bir Anadolu kasabasından İstanbul’a gelişini, zengin ve düzenli bir hayat arayışı olarak yorumladı. Murat ise annesinin kırıcı sözleri karşısında sessiz kalmayı tercih etti.
Evliliklerinin ilk haftaları huzurlu geçti. Fakat Nermin Hanım kısa süre sonra haber vermeden evlerine gelmeye, yemekleri eleştirmeye ve mobilyaların üzerinde toz aramaya başladı. Bir gün oğluna dönerek, “Karına söyle, banyoyu daha dikkatli temizlesin,” dedi. Murat yine karşılık vermedi.
Bir süre sonra Nermin’in talepleri daha da ileri gitti. Elif’in her ay kendisine para vermesi gerektiğini söyledi. Gerekçesi ise oğlunu yıllarca büyütmüş olmasıydı.
“Ben Murat’ı yetiştirdim. Şimdi onunla sen mutlu oluyorsun. Bunun bir karşılığı olmalı,” diyordu.