Kendi hayatımı riske atarak beşinci kattan düşen bir bebeği kurtardım: Herkes beni kahraman ilan etti, ancak

Hastanede beyin sarsıntısı ve ciddi ezilmelerle boğuşurken tek tesellim bebeğin kurtulmuş olmasıydı. Ancak bir hafta sonra elime ulaşan mahkeme tebligatıyla dünyam başıma yıkıldı. Bebeğin ailesi, kurtarma sırasında çocuğun kolunu incittiğim gerekçesiyle bana “dikkatsizce kurtarma” davası açmıştı. Babasıyla konuşmaya gittiğimde, teşekkür etmek yerine yüzüme bağırarak beni suçladı ve kapıyı sertçe kapattı.

Mahkeme salonunda kendimi bir suçlu gibi hissediyordum. Karşı tarafın avukatı, bebeği yakalama şeklimin çok riskli olduğunu ve çocuğun psikolojisini bozduğumu iddia ediyordu. Sahte şahitler aleyhimde ifade verirken, bebeğin ailesi timsah gözyaşları döküyordu. Kendi avukatım bile durumu umutsuz görüp uzlaşmamı teklif etti ama ben reddettim; çünkü sadece bir hayat kurtarmıştım.

Tam her şeyin bittiğini düşündüğüm anda, duruşma salonunun kapısı açıldı ve içeri hiç tanımadığım bir kadın girdi. Elindeki telefonu havaya kaldırarak, “O gün oradaydım ve her şeyi kaydettim!” dedi. Görüntüler dev ekrana yansıtıldığında salon buz kesti. Videoda annenin ihmali açıkça görülüyor, benim ise saniyelerle yarışarak bir mucizeyi gerçekleştirdiğim tüm çıplaklığıyla izleniyordu.

Görüntülerden sonra dava anında düştü; aile hakkında ise “yalancı şahitlik” ve “çocuğu tehlikeye atmak” suçlarından soruşturma başlatıldı. Mahkemeden başım dik bir şekilde çıktım. Yaşadığım tüm bu haksızlığa rağmen, o anın tekrar yaşanacağını bilsem yine hiç düşünmeden o bebeği kurtarırdım. Çünkü insan hayatı, nankörlüğün ve kötü niyetin çok üzerindedir.
Reklamlar