Beşiktaş'taki o küçük, deniz gören apartman dairemiz, eşim Burak ve yedi yaşındaki kızımız Defne ile birlikte kurduğumuz huzur dolu kozamızdı. Burak'la dokuz yılı devirmiştik. Hiçbir şeyin bu sıradan, tatlı rutinleri bozmayacağına inanacak kadar emindim kendimden. Ta ki o cumartesi sabahına kadar. Burak, hava güzel olduğu için Defne'yi İsfanbul Tema Park'a götüreceğini söyledi. Ben ise onlara katılamadım; yeğenimin doğum günü için diktiğim o özel tüllü elbiseyi bitirmek zorundaydım. Saat 11 civarı telefonum çaldı, mesaj Burak'tandı. Defne'nin pamuk şeker yediği, arkasında kocaman bir lunapark çadırının göründüğü o tatlı fotoğrafı yollamıştı. Altına da 'Eğlence dorukta, aklın kalmasın!' yazmıştı. İçim rahat bir şekilde işime koyuldum. Ancak makinenin pedalı aniden sertleşti ve motorundan tiz, yanık bir koku geldi. Makine yanmıştı. Elimdeki tüllere çaresizce bakarken, Kilyos'taki kütük evimizde duran eski dikiş makinesi aklıma geldi. Evlenmeden önce annemindi. Arabaya atlayıp Kilyos'a doğru yola çıkarken, tek düşüncem o elbiseyi yetiştirmekti. Kilyos'un o ağaçlık, ıssız yollarına girdiğimde radyoyu kapattım, kafamı dinlemek istedim. Ormanın içindeki kütük evimizin sokağına döndüğümde ise beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Burak'ın arabası oradaydı. Saklanmaya bile gerek duymadan, derme çatma ahşap kapının önüne park edilmişti. Olduğum yerde dondum kaldım. Bu nasıl olabilirdi? Onların İsfanbul'da olması gerekiyordu, bana fotoğraf atmıştı! Ellerim direksiyonda terlemeye başladı. Sessizce arabadan indim. Çam iğnelerinin üzerinde yürürken kendi kalp atışlarımı duyuyordum. Evin etrafı ölüm sessizliğindeydi. Sonra o sesi duydum. Küreğin toprağı deşerken çıkardığı o boğuk, ağır ses... Güm... Güm... Göğsüm sıkıştı. Ses arka taraftan, odunluğun oradan geliyordu. Köşeyi döndüğüm an nefesim kesildi. Burak oradaydı. Dizlerine kadar toprağa bulanmış, gözleri dönmüş bir halde, yeni kazdığı bir çukura bir şeyler dolduruyor ve üzerini kapatmaya çalışıyordu. O kadar odaklanmıştı ki, beni fark etmedi bile. Sanki bir cinayet işlemiş ve delil yok ediyormuş gibi panik içindeydi. 'BURAK — NE YAPIYORSUN SEN?!' Sesim o kadar yüksek çıktı ki, ormandaki kuşlar havalandı...