Kızım Elif ile Zeynep, ilkokuldan beri en yakın arkadaşlardı. On bir yıldır neredeyse hiç ayrılmamışlardı; iki haftada bir birbirlerinde kalır, yaz tatillerini birlikte geçirir, çocukken aynı kostümlerle 29 Ekim gösterilerine gider ve hatta aynı üniversiteye gitmeyi bile planlarlardı. Bu yüzden Zeynep 16. yaş günü partisini planlamaya başladığında Elif de her şeyin içindeydi. Haftalarca süslemeleri seçtiler, çalacakları şarkıları hazırladılar. Elif, Zeynep’in giyeceği kırmızı elbiseyi seçmesine yardım etti; Zeynep de Elif’in giyeceği açık pembe elbiseyi seçti ve ona bütün fotoğraflarda yanında olacağını söyledi. Elif, hediyesini hazırlamak için tam üç ay uğraştı; arkadaşlıklarının her yılına ait bir fotoğraf seçip kocaman bir anı albümü hazırladı.
Sonra davetiyeler dağıtıldı fakat Elif’e davetiye gelmedi. İlk başta Zeynep’in davetiyeyi vermeyi unuttuğunu sanıp güldü. Ama cuma gününe gelindiğinde sınıftaki neredeyse herkes, hatta Zeynep’in dönem boyunca tartıştığı bir çocuk bile davet edilmişti. Elif ise yoktu. Zeynep’e mesaj attığında cevap alamadı, aradığında telefon doğrudan sesli mesaja düştü ve okulda Zeynep onu gördüğünde arkasını dönüp uzaklaştı. O gece Elif’i, birlikte seçtikleri pembe elbisenin yanında odasının zeminine oturmuş ağlarken buldum. “Ben ne yaptım ki? Neden bana bunu yapıyor?” diye soruyordu. Eşim Murat da benim kadar şaşkın görünüyordu, Elif’e sarıldı ve Zeynep’in yaptığının kabul edilemez olduğunu söyledi. Ama bir şey kafama takılmıştı. Bu iki kız on bir yıldır birbirlerine çok bağlıydı ve en yakın arkadaşını bir gecede hayatından çıkarmak için mutlaka bir sebep olmalıydı.
Bu yüzden Zeynep’i ben aradım. Elif’i davet etmesini istemediğimi ama lütfen bana ne olduğunu anlatmasını rica ettiğimi söyledim. Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu. Sonra Zeynep, “Hanımefendi… bence kocanıza sorsanız daha iyi,” dedi. Donup kaldım ve kocamın ne yaptığını sordum. Zeynep sustu ve sonra çok alçak bir sesle fısıldadı: “Ona sorun. Ama gerçeği size anlatacağını hiç sanmıyorum.” Boğazımı temizleyip ne gerçeği olduğunu sorduğumda, “Hanımefendi… yaptıklarından sonra Elif’in yüzüne bile bakamıyorum,” cevabını verdi. Mideme bir ağrı girdi. Zeynep titreyen bir sesle anlatacağını söyleyip oturmamı istedi ve sesi daha da alçalarak ekledi: “Mesele kocanızın bana… ve anneme yaptıkları.”
Söylediği bir sonraki cümleyle midem altüst oldu: “Eşiniz Murat Bey, altı ay önce anneme kentsel dönüşüm projesi bahanesiyle sahte evraklar imzalattı ve yıllardır biriktirdiği tek varlığı olan evimizi elimizden aldı.” Zeynep’in telefonda titreyen sesi kulaklarımda uğuldarken, salonda hiçbir şeyden habersizce Elif’e sarılan ve onu teselli etmeye çalışan kocama baktım. Zeynep, gözyaşları içinde Murat’ın bir gayrimenkul yatırım şirketiyle kurduğu gizli ortaklığı, annesinin okuma yazması zayıf olmasından faydalanarak imzalattığı borç senetlerini ve bir hafta önce eve gelen haciz tebligatını anlatmaya devam etti. Zeynep ve annesi haftalardır sokakta kalma korkusuyla yaşıyorlardı. Zeynep, “Elif’i çok seviyorum ama ne zaman ona baksam evimizi mahveden, annemi her gece ağlatan adayı hatırlıyorum ve onunla hiçbir şey yokmuş gibi gülemem,” dediğinde telefon elimden kayıp düşecek gibi oldu.
Sessizce telefonu kapattım ve bir süre koridorda durup zihnimdeki parçaları birleştirmeye çalıştım. Murat’ın son altı aydır bitmek bilmeyen gece mesaileri, eve getirdiği şifreli evrak çantası, aniden değişen tavırları ve hepsinden önemlisi banka hesaplarımızdaki açıklayamadığı hareketlilikler birdenbire anlam kazandı. Yıllardır tanıdığımı, güvendiğim ve kızımın adil, vicdanlı babası olarak gördüğüm adamın arkasında simsiyah bir gölge saklıydı. Derin bir nefes alarak salona yürüdüm. Murat, Elif’in saçlarını okşuyor ve ona dünyanın ne kadar acımasız olabileceğinden bahsediyordu. O an duyduğum iğrençlik hissi tarifsizdi; kendi işlediği suçun bedelini kızına ödeten bir adamın ikiyüzlülüğü karşısında duruyordum.
Bu markayı asla almayın
İşte Beyninizi Öldüren 11 Gıda!
Gölgede Kalan Gerçek: Ameliyat Masasında Başlayan Hesaplaşma