Kızım evlenmeden önce nişanlısını benimle tanıştırmak için eve getirdi

Karanlığın içinde duran kişiyi fark ettiğim anda nefesim kesildi.

Gözlerime inanamayarak birkaç adım geriledim.

Sonra ağzımdan yalnızca şu cümle çıkabildi:

“Aman Allah’ım… Bütün bunları nasıl ayarladın?”

Mert hiçbir şey söylemedi.

Bahçenin loş ışığı altında duran adam ise başını yavaşça kaldırdı.

Yüzü yıllar içinde değişmişti. Saçları tamamen beyazlamış, omuzları çökmüş, yüzüne derin çizgiler yerleşmişti. Ama gözleri…

O gözleri tanıyordum.

Bir annenin yıllar geçse bile unutamayacağı bazı şeyler vardır.

O adam, kızımın babasıydı.

Kemal.

Yirmi yıldan fazla zamandır görmediğim adam.

Derya’nın çocukluğunun en büyük yarası.

Benim ise hayatım boyunca bir daha karşılaşmamayı dilediğim insan.

Dudaklarım titredi.

“Sen…”

Kemal başını eğdi.

“Evet.”

Bir an boyunca hiçbirimiz konuşamadık.

Mert arkamızda sessizce duruyordu. Sonunda ona döndüm.

“Sen ne yaptın? Onu nereden buldun?”

Mert derin bir nefes aldı.

“Onu ben bulmadım. Derya buldu.”

Kalbim daha da hızlı atmaya başladı.

“Derya mı?”

“Evet.”

“Hayır…” dedim hemen. “Derya babasının nerede olduğunu bilmiyordu.”

Mert acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Bildiğini sanmıyordun.”

O anda beynimde yüzlerce düşünce birbirine girdi.

Derya’nın son aylardaki garip davranışları…

Telefonla yaptığı uzun konuşmalar…

Bazen dalıp gitmesi…

Ben bir şey sorduğumda konuyu değiştirmesi…

Meğer hepsinin bir nedeni varmış.

Mert cebinden küçük bir zarf çıkardı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar