Önce ne duyduğuma inanamadım. Sonra salonun uğultusu bir anda sustu. Yakındaki birkaç veli dönüp bize baktı. Merve’nin parmakları avucumun içinde küçücük bir korkuyla kasıldı.
İçimde öfke yükseldi. Ağzımı açtım ama kelimeler boğazıma dizildi. Çünkü ne desem, o kadının seviyesine inecekmişim gibi geldi.
Tam o sırada yanında duran küçük çocuk, yani onun oğlu, annesinin kolunu sertçe çekti.
“Anne, yapma!” dedi yüksek sesle.
Kadın fısıldayarak “Sus Arda,” dese de çocuk geri çekilmedi. Yüzü kızarmıştı, gözleri doluydu.
“Sen başkalarına acınası diyorsun ama dün gece babam yine eve gelmedi!” diye bağırdı. “Çünkü sen ona sürekli bağırıyorsun! Öğretmenim demişti, güzel kıyafet değil, sevgi önemli diye. Merve’nin babası onu seviyor. Sen beni sevmiyorsun bile!”
Kadının yüzündeki renk çekildi.
Salonda öyle bir sessizlik oldu ki, uzakta bir balonun patlama sesi bile yankılandı. Yanındaki veliler yavaşça ondan uzaklaştı. Az önce gülümseyen yüzler şimdi yere bakıyordu. Kadın bir şey söylemek istedi ama sesi çıkmadı. Gözlüğünü çıkarınca ilk kez gerçekten yorgun, kırılmış ve yalnız biri gibi göründü.
Merve bana baktı. Gözlerinde korkudan çok başka bir şey vardı: anlayış.
Sonra elimi bırakıp Arda’nın yanına gitti. Elbisesinin eteği hafifçe sallandı. Küçük çocuk ağlamamak için dudaklarını sıkıyordu. Merve cebinden tören için sakladığı küçük şekeri çıkarıp ona uzattı.
“İstersen bunu alabilirsin,” dedi. “Benim babam üzülünce bana sarılıyor. Sen de istersen öğretmenine sarılabilirsin.”
İşte o an boğazımdaki düğüm çözüldü.
Çünkü anladım ki yoksulluk, bazen cebindeki para değil; kalbindeki eksiklikti. Ben kızımı markalarla, pahalı elbiselerle büyütememiş olabilirdim. Ama ona merhameti öğretmiştim. Annesinden kalan ipek yazmalar sadece bir elbiseye dönüşmemişti; sevginin görünür hâline dönüşmüştü.
Tören başladığında Merve sahneye çıktı. Işıklar elbisesinin üzerine vurdu, mavi çiçekler parladı. O an Defne’yi düşündüm. Eğer beni görebilseydi, eminim gülümserdi.
Belki mutfağı hâlâ sarıya boyayamadım.
Belki faturalar hâlâ masanın üstünde duruyor.
Ama o gün şunu öğrendim: Bir çocuğa verebileceğin en zengin hayat, gösteriş değil; yanında dimdik duran bir kalptir. Ve bazen bir babanın sevgisi, ipekten dikilmiş bir elbiseden çok daha fazla parlar.