Kızımın en mutlu gününde, nikah memuru tam ‘evet’ diyecekken salonun kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeri giren yırtık pırtık kıyafetli o adam tam gelinin karşısına geçip,

Kızımın en mutlu günüydü. Nikah salonu tıklım tıklım doluydu. Herkes heyecanla o anı bekliyordu. Gelinliğin içinde ışıl ışıl duran kızım, hayatının yeni bir başlangıcına doğru yürüyordu. Yıllarca onu büyütürken hayal ettiğim gün buydu.

Nikah memuru son cümlelerini söylemek üzereydi. Salon sessizliğe gömülmüştü.

“Sayın gelin… Evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”

Tam o anda salonun kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.

Herkes irkilerek kapıya döndü.

Kapıda yırtık pırtık kıyafetli bir adam duruyordu. Saçları dağılmış, sakalları uzamış, yüzü yorgundu. Ama gözlerinde öyle bir öfke ve kararlılık vardı ki salon bir anda buz kesti.

Adam hızlı adımlarla içeri girdi.

Kimse onu durduramadı.

Doğruca nikah masasının önüne geldi ve yüksek bir sesle bağırdı:

“Durun! Bu evlilik olamaz!”

Salon bir anda uğultuya boğuldu. Nikah memuru şaşkınlıkla ayağa kalktı.

Kızım ise donmuş gibi adama bakıyordu.

Adam damadı işaret etti.

“Benim kızımı bu adamla evlendiremezsiniz,” dedi. “Çünkü o adam… benim en yakın arkadaşım!”

Salon bir anda sessizliğe gömüldü.

Herkes damada bakıyordu.

Kızım şaşkınlıkla başını salladı.

“Ben sizi tanımıyorum,” dedi.

Adamın gözleri doldu.

“Tanımaman normal,” dedi. “Çünkü seni büyürken hiç göremedim.”

Salon nefesini tutmuştu.

Adam cebinden eski bir fotoğraf çıkardı ve kızımın önüne uzattı.

Fotoğrafta genç bir adam vardı. Kucağında küçük bir bebek tutuyordu.

“Bu bebek sensin,” dedi.

Kızım fotoğrafa baktı, sonra bana döndü.

“Anne… bu ne demek?”

Boğazım düğümlendi. Yıllardır sakladığım sır o anda herkesin ortasında duruyordu.

Adam konuşmaya devam etti.

“Yirmi dört yıl önce annenle evliydim,” dedi. “Sen doğduğunda hayatımın en mutlu günüydü.”

Derin bir nefes aldı.

“Sonra iş için başka bir şehre gitmem gerekti. Geri döndüğümde… ev boştu.”

Salon tamamen sessizdi.

“Komşular annenin başka biriyle gittiğini söyledi.”

Adam başını yavaşça damada çevirdi.

“Benim en yakın arkadaşımla.”

Damadın yüzü bembeyaz olmuştu.

Salondaki herkes birbirine bakıyordu.

Adamın sesi sertleşti.

“Yıllarca sizi aradım. Ama hiçbir iz bulamadım. Ta ki birkaç ay önce gerçeği öğrenene kadar.”

Kızımın gözleri dolmuştu.

“Yani…” dedi titreyen bir sesle. “Bu adam…”

Adam sözünü tamamladı.

“…benim en yakın arkadaşım.”

Salon bir anda uğultuya boğuldu.

Bazıları inanamaz halde başını sallıyordu.

Kızım damada baktı. Gözleri şaşkınlık ve acıyla doluydu devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar