Kocam beni ve beşikteki küçük kızımı “Siz bana sadece yüklersiniz!” diye bağırarak kapının önüne attığında, dışarıda kar yağmaya başlamıştı. O geceyi hâlâ unutamam. Kızım beşikte ince ince ağlıyor, ben ise bir elimle battaniyeyi onun üzerine çekmeye çalışırken diğer elimle kapıyı yumrukluyordum.
“Serkan… ne olur kapıyı aç. Çocuk hasta olacak!”
Ama içeriden sadece kilidin bir kez daha çevrildiğini duydum.
O an anladım. Artık bizim için o evde yer yoktu.
O geceyi bir komşunun merhameti kurtardı. Bizi içeri aldı, sobanın başına oturttu. Kızımın yanakları buz gibi olmuştu. Ben ise titremekten çok içimdeki kırgınlıktan sarsılıyordum. Serkan, yıllarca birlikte hayal kurduğum adam, işlerinin açılmasıyla birlikte değişmişti. Paranın kokusunu aldıkça kalbi küçülmüş, bizi yük gibi görmeye başlamıştı.
Boşanma süreci kısa sürdü. O güçlüydü, parası vardı, avukatları vardı. Ben ise sadece bir anneydim. Nafaka vermemek için türlü oyunlar yaptı. En sonunda “Benim hiçbir sorumluluğum yok” diyerek çekip gitti.
İşte o gün kendime söz verdim.
Bir gün bu hikâye böyle bitmeyecekti.
İlk yıllar çok zordu. Küçük bir terzi atölyesinde çalışmaya başladım. Kızımı yanımda büyüttüm. Geceleri dikiş diktim, gündüzleri sipariş yetiştirdim. Uykusuzluk, yorgunluk… ama pes etmedim.
Sonra hayat bana hiç beklemediğim bir kapı açtı.
Atölyeye bir gün bir adam geldi. Uzun boylu, sakin bakışlı biriydi. Elinde pahalı bir palto vardı.
“Bunun astarı yırtılmış,” dedi nazikçe. “Tamir edebilir misiniz?”
Ben başımı kaldırmadan cevap verdim.
“Elbette.”
Adı Murat’tı.
Sonraki haftalarda birkaç kez daha geldi. Bazen palto, bazen takım elbise… Ama aslında bahaneydi. Bir gün kahve getirdi. Sonra kızımla konuştu. Kızım ona hemen ısınmıştı.
Zamanla öğrendim. Murat büyük bir tekstil şirketinin sahibiydi. Ama bunu hiçbir zaman gösterişle söylemedi. Beni küçümsemedi. Hatta tam tersine…
Bir gün atölyede makinenin başında otururken şöyle dedi:
“Senin yeteneğin var. Bu küçük yerde harcanıyorsun.”
Gülümsedim.
“Benim için önemli olan kızımın karnının doyması.”
Ama Murat pes etmedi.
Bir yıl sonra küçük atölyemizi büyüttük. Önce üç kişi olduk, sonra beş. Sonra on.
Yıllar geçerken ben fark etmeden güçlü bir kadına dönüşmüştüm. Murat ise sadece iş ortağım değil… hayat arkadaşım olmuştu.
Kızım ona “baba” demeye başladığında gözleri dolmuştu.
Ve yedi yıl geçti.
Bir kış akşamıydı.
Ofiste son dosyaları incelerken kapı çaldı. Sekreter içeri girdi.
“Bir adam sizi görmek istiyor.”
“Randevusu var mı?”
“Hayır… ama çok ısrar ediyor.”
Yorgun bir nefes verdim.
“Gönder içeri.”
Kapı açıldı.
İçeri giren adamı görünce zaman bir an durdu.
Serkan’dı.
Ama eskisi gibi değildi. Şık takımları yoktu. Saçları seyrelmiş, yüzü çökmüştü. Gözlerinde o kibirli parıltıdan eser kalmamıştı.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonunda o konuştu.
“Zeynep…”
Sesinde utanç vardı.
“Şirketim battı.”
Sessizce dinledim devamı icin sonrki syfaya gecinz...