Kocam beni ve ikiz kızlarımızı evden kovdu – on beş yıl sonra, akıl almaz bir istekle geri döndü.

Kocam beni ve ikiz kızlarımızı evden kovdu – on beş yıl sonra, akıl almaz bir istekle geri döndü.

İkiz kızlarım daha kırkı bile çıkmamışken, kocam Kemal bir akşam kapının önünde durmuş, gözlerimin içine bile bakmadan “Ben bu sorumluluğa hazır değilim” demişti. O cümle hayatımı ikiye böldü. Bir tarafında umutla kurduğum aile hayali vardı, diğer tarafında ise kucağımda iki bebek, önümde bilinmez bir yol.

Ev, kayınvalidemin üzerineydi. Kalacak hakkım yoktu. O gece birkaç çanta hazırladım. İkizlerimi battaniyelere sarıp arabaya yerleştirdim. Aynaya baktığımda, gözlerimdeki korkuyu gördüm ama direksiyonu bırakamazdım. Şehrin dışındaki eski bir karavanı kiraladım. Rutubet kokuyordu, pencereleri zor kapanıyordu ama bizimdi. En azından kimse bizi kapının önüne koyamazdı.

Gündüzleri mahalle bakkalında çift vardiya çalıştım. Geceleri bebeklerin ağlamasıyla uykusuz kaldım. Hafta sonları ev temizliğine gittim. Ellerim deterjandan çatladı, sırtım ağrıdan tutuldu. Bazen karavanın dar yatağında sessizce ağladım. Ama her sabah kızlarımın minicik parmakları elimi sıktığında yeniden ayağa kalktım.

Yıllar böyle geçti. İkizler büyüdü; Elif daha sakin ve düşünceliydi, Zeynep ise cesur ve ataktı. Onlara babalarının bizi neden terk ettiğini uzun süre anlatmadım. “Bazen insanlar hazır olmadan söz verir,” demekle yetindim.

Bir gün temizliğe gittiğim bir ofiste, patronun iş takibini ne kadar düzensiz yaptığını fark ettim. Müşterilerden şikâyet alıyordu. O an aklıma bir fikir düştü. “Ben bunu daha iyi yaparım,” dedim kendi kendime. Birkaç yıl para biriktirdim, küçük bir kredi çektim ve kendi temizlik şirketimi kurdum. İlk zamanlar telefonum günlerce çalmadı. Sonra bir referans geldi, ardından bir diğeri. Titizliğim ve sözümü tutmam kısa sürede adımı duyurdu.

Beş yıl içinde karavandan çıkıp küçük bir eve taşındık. İkizler liseye başladığında şirketimde üç ekip çalışıyordu. O gün anahtarları kızlarıma uzatıp “Bu ev bizim emeğimiz,” dediğimde gözlerindeki gurur her şeye bedeldi.

Tam her şey rayına oturmuşken, o Salı sabahı kapı sertçe çalındı.

Ofisimde sözleşme inceliyordum. Sekreterim içeri başını uzattı, yüzü tuhaftı. “Sizinle görüşmek isteyen biri var,” dedi.

Kapı açıldı.

Kemal içeri girdi.

Onu ilk bakışta tanıdım ama yıllar onu tanınmaz hale getirmişti. Saçları seyrelmiş, yüzü çökmüş, omuzları düşmüştü. Eskiden kibirle yürürdü; şimdi adımları tereddütlüydü.

“Merhaba,” dedi kısık bir sesle.

Boğazım düğümlendi ama sesim titremedi. “Ne istiyorsun?”

Gözlerini kaçırdı. “Konuşmamız lazım.”

Onu toplantı odasına aldım. Kapıyı kapattım. İçimde yılların öfkesi kabarıyordu ama kontrolümü kaybetmeye niyetim yoktu.

“Hayat bana iyi davranmadı,” diye başladı. İşleri batmış, borçlanmış, annesini kaybetmişti. Yanındaki kadın da onu terk etmişti. “Hatalar yaptım,” dedi. “Biliyorum. Ama telafi etmek istiyorum.”

Soğuk bir sessizlik oldu.

Sonra asıl niyetini söyledi devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar