KOCAM BİR AKŞAM EVE HİÇ TANIMADIĞIM BİR ADAM GETİRİP

Bir erkeğin öfkeli sesi duyuldu.
"O belgeleri bana vereceksin. Yoksa kızını bir daha göremezsin!"
O sesi daha önce defalarca duymuştum.
Hakan'ın babasıydı.
Kayıt devam etti.
Annem korkmasına rağmen geri adım atmıyordu.
Sonra başka bir erkek sesi duyuldu.
"Yeter artık! Kadını rahat bırakın!"
Cihan ağlamaya başladı.
Kayıttaki ses ona aitti.
Cihazı kapattığımda ikimiz de uzun süre konuşamadık.
O gün bütün belgeleri bir avukata teslim ettik. Avukat, yıllar önceki olayların yeniden incelenmesi için gerekli başvuruları hazırladı. Kayıtların doğrulanması ve kazanın yeniden araştırılması gerekiyordu.
Ancak beni bekleyen son bir konuşma daha vardı.
Akşam eve döndüğümde Hakan kapının önünde oturuyordu.
Gözleri kıpkırmızıydı.
"Benden ne istersen yapacağım," dedi.
Ona uzun uzun baktım.
"Senden tek istediğim şey vardı Hakan. Dürüst olmandı."
Başını eğdi.
"Biliyorum."
"Annemin ölümünden sen sorumlu olmayabilirsin. Ama yıllarca gerçeği saklamayı sen seçtin."
Hakan hiçbir şey söylemedi.
"Şimdi senden bir karar vermeni istiyorum. Babanın yaptıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatıp sorumluluğunu kabul edecek misin?"
Gözyaşları içinde başını salladı.
"Evet."

Ertesi sabah Hakan, avukatımızla birlikte savcılığa gitti. Bildiği her şeyi anlattı ve elinde kalan belgeleri teslim etti.
Aylar süren soruşturmada hastanedeki usulsüzlüklerin bir kısmı ortaya çıkarıldı. Annemin ölümüne neden olan kazayla ilgili yeni deliller araştırılmaya başlandı.
Cihan'ın yıllar önce haksız yere mahkûm edildiğine ilişkin dosya da yeniden incelenmek üzere açıldı.
Hakan'la ise bir süre ayrı yaşamaya karar verdik.
Onu hâlâ seviyor olmam, yaptığı şeyi hemen affedebileceğim anlamına gelmiyordu.
Bir pazar sabahı Cihan'la annemin mezarını ziyaret ettik.
Mezarın üzerine beyaz çiçekler bıraktım.
"Keşke sana yardım edebilseydim anne," diye fısıldadım.
Cihan yanıma çömeldi.
"Annen senin mutlu olmanı isterdi. Bütün bunları da gelecekte senin kimseye boyun eğmeden yaşayabilmen için yaptı."
Çantamdan annemin mektubunu çıkardım.
Son sayfasını o güne kadar defalarca okumuştum. Ancak son cümlesinin anlamını şimdi gerçekten kavrıyordum.
"Kızım, bir gün insanlar seni gerçeği söylediğin için yalnız bırakırsa korkma. Çünkü insanı asıl yalnız bırakan şey, kendi vicdanından vazgeçmesidir."
Cihan'ın elini tuttum.
Yıllar önce annem için bütün hayatını kaybetmeyi göze alan bu adam, o yağmurlu gece evimize geldiğinde yabancı olduğunu düşünmüştüm.
Oysa hayatım boyunca tanıdığım pek çok insandan daha fazla ailem olmayı hak ediyordu.
Aradan bir yıl geçti.
Cihan'ın mahkûmiyetinin yeniden değerlendirilmesi sonucunda suçsuzluğu kabul edildi. Annemin ölümüne ilişkin soruşturma ise devam ediyordu.


Hakan'la boşanmadık ama hemen barışmadık da. Güvenimizi yeniden kazanmanın uzun zaman alacağını ikimiz de biliyorduk.
Bir gün evimize döndüğümde pencerenin yanındaki eski ahşap saatin durduğunu fark ettim.
Tamirciye götürdüm.
Birkaç gün sonra yeniden çalışmaya başladı.
Saati annemin fotoğrafının yanına yerleştirdim.
O akşam Cihan bize yemeğe geldi. Artık misafir odasında kalan yabancı bir adam değildi. Annemden kalan hatıraları paylaşabildiğim, geçmişim hakkında konuşabildiğim bir aile büyüğüydü.
Masaya otururken saate baktı ve gülümsedi.
"Demek hâlâ çalışıyor."
Ben de gülümsedim.
"Evet. Bu kez durmasına izin vermeyeceğim."
Çünkü o gün anladım ki geçmişte kaybettiğimiz yılları geri getiremeyiz. Ama gerçeği öğrenerek, geçmişimizin geri kalan hayatımızı bir yalanın üzerine kurmasına engel olabiliriz. Annem bana yalnızca hayat vermemişti. Ardında bıraktığı cesaretle, yıllar sonra kendi hayatımı yeniden kurmamı da sağlamıştı.
Reklamlar