“Merhaba,” dedim sakince.
Ne diyeceğini bilemedi. Boğazını temizledi. “Çocuklar… Nasıl?” diyebildi.
İki yıldır aramayan adam şimdi çocukları soruyordu.
“Gayet iyiler,” dedim. “Okulları çok iyi gidiyor.”
Kadın gözlerini kaçırdı. O eski özgüveni tamamen yok olmuştu.
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra eski kocam alçak bir sesle, “Belki… onları görmek isterim,” dedi.
İçimdeki anne konuştu, kırgın eş değil.
“Onlar seni görmek ister mi, bilmiyorum,” dedim. “Ama istersen önce aramayı deneyebilirdin.”
Sözlerim bağırmadan, suçlamadan ama keskin bir gerçeklikle çıktı.
O sırada cebimdeki telefon çaldı. Büyük oğlum arıyordu. “Anne, geldin mi? Akşam film izleyelim mi?” dedi neşeyle.
“Geliyorum canım,” dedim.
Telefonu kapattım. Gözlerim yeniden ona döndü.
“Hayat devam ediyor,” dedim. “Biz devam ettik.”
Bir zamanlar beni o evden çıkaran adam şimdi kendi hayatının eşiğinde sallanıyordu. Evlerini kaybettiklerini, işlerinin battığını birkaç cümle arasında anladım. O görkemli başlangıç kısa sürmüş, gösterişli hayat borçlara dönüşmüştü.
Annemi aradım o an, biraz uzaklaştıktan sonra.
“Anne, buna inanamayacaksın,” dedim. “Onları gördüm.”
Annem sakin bir sesle, “Nasıl göründüler?” diye sordu.
“Yorgun,” dedim. “Çok yorgun.”
Eve doğru yürürken kalbimde beklediğim o büyük intikam hissi yoktu. Sadece bir kapanış vardı. Yıllarca “Neden?” diye sormuştum. “Neyi eksik yaptım?” diye kendimi suçlamıştım. Oysa mesele ben değildim. Onun karakteriydi.
Eve girdiğimde çocuklar kapıya koştular. Sıcacık sarıldılar. O an anladım: Ben kaybetmemiştim.
O akşam birlikte film izledik. Gülüştük. Patlamış mısır yaptık. Küçük evimiz sıcak ve huzurluydu. Kimse kimseyi küçümsemiyor, kimse kimseyi yarı yolda bırakmıyordu.
Eski kocamla o kadının görüntüsü gözümün önünden geçti. Bir zamanlar beni aşağılayan bakışların yerini şimdi çaresizlik almıştı.
Karma dediğimiz şey belki sihirli bir güç değildi. Belki sadece seçimlerin doğal sonucuydu. İnsan neyi ekerse onu biçiyordu.
O gece çocuklar uyuduktan sonra balkona çıktım. Serin hava yüzüme çarptı. Gökyüzüne baktım. İçimde ilk kez gerçek bir hafiflik hissettim.
Beni terk ettiği gün yıkılmıştım. Ama şimdi anlıyordum: O gün aslında özgür kalmıştım.
Bazen kayıp sandığımız şey, hayatın bizi koruma biçimidir.
Ve bazen en büyük intikam, dimdik ayakta kalıp mutlu bir hayat kurabilmektir.