KOCAM VEFAT ETTİKTEN SONRA KAYINPEDERİM BANA AİT OLAN EVİ ELİMİZDEN ALMAYA KALKTI AMA ONDAN ÖYLE BİR İNTİKAM ALACAKTIM Kİ…

Kocam Levent’i toprağa verdiğimiz gün, hayatımın artık eskisi gibi olmayacağını biliyordum.

Ama daha mezarının üzerindeki toprak kurumadan, kendi ailesinin bana karşı savaş açacağını asla tahmin etmemiştim.

Levent’le on iki yıl evli kalmıştık. On yaşında Doruk adında bir oğlumuz vardı. Evliliğimiz boyunca çok büyük servetimiz olmamıştı ama huzurlu bir hayatımız vardı.

Yaşadığımız iki katlı küçük ev ise benim için her şeyden değerliydi.

Çünkü o ev bana annemden kalmıştı.

Annem öldüğünde henüz yirmi altı yaşındaydım. Tapuyu üzerime geçirmiş, sonra Levent’le birlikte evi baştan aşağı yenilemiştik.

Bahçedeki erik ağacını Levent dikmişti.

Doruk ilk adımlarını salonun ortasında atmıştı.

Kapının yanındaki duvarda hâlâ boyunu ölçtüğümüz küçük kalem çizgileri duruyordu.

O ev sadece dört duvar değildi.

Ailemizdi.

Levent bir gece eve dönerken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiğinde dünyam başıma yıkıldı.

İlk haftaları neredeyse hiç hatırlamıyorum.

Ev sürekli insanlarla doluydu. Yemek getirenler, başsağlığı dilemeye gelenlar, ağlayan akrabalar…

Kayınpederim Nihat Bey de her gün geliyordu.

Başlarda onun varlığından rahatsız değildim. Sonuçta o da oğlunu kaybetmişti.

Bir gün mutfakta kahve hazırlarken yanıma gelip,

“Bundan sonra yalnız değilsiniz kızım,” dedi. “Doruk benim torunum. Size sahip çıkarım.”

O sözleri duyunca gerçekten duygulanmıştım.

Keşke niyetinin ne olduğunu o gün anlayabilseydim.

Levent’in ölümünden yaklaşık bir ay sonra kapı çaldı.

Karşımda Nihat Bey ve daha önce hiç görmediğim takım elbiseli bir adam duruyordu.

İçeri girdiklerinde Nihat Bey doğrudan salondaki koltuğa oturdu.

Adam da çantasından birkaç dosya çıkardı.

“Bu bey avukatımız,” dedi kayınpederim.

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“Avukata neden ihtiyacımız var?”

Nihat Bey gözlerini kaçırmadan cevap verdi.

“Bu ev meselesini konuşacağız.”

Elimdeki çay bardağını masaya bıraktım.

“Ne meselesi?”

“Levent yıllarca bu eve para harcadı. Tadilat yaptı, masraflarını ödedi. Evin yarısında hakkı vardı. Dolayısıyla onun payı şimdi ailesine geçer.”

Önce yanlış duyduğumu düşündüm.

“Bu ev annemden bana kaldı.”

Avukat sessizce dosyaları karıştırdı.

Nihat Bey ise sesini yükseltti.

“Tapunun sende olması her şeyi değiştirmez.”

“Değiştirir.”

“Ben oğlumun hakkını istiyorum.”

İçimde yükselen öfkeyi bastırmaya çalıştım.

“Levent öldü. Oğlunuzun karısı ve torunu hâlâ bu evde yaşıyor. Siz hangi haktan bahsediyorsunuz?”

Nihat Bey yüzüme öyle soğuk baktı ki o anda karşımda yas tutan bir baba değil, fırsat kollayan bir yabancı gördüm.

“Evi satacağız. Benim hakkımı verirsin, gerisi senin olur.”

Ayağa kalktım.

“Bu evden çıkın.”

Avukat bana bir belge uzattı.

“Hanımefendi, sakin olmanız sizin yararınıza olur.”

Belgeyi elime bile almadım.

“İkiniz de çıkın.”

Kapıyı kapattığım anda dizlerimin üzerine çöktüm.

Doruk merdivenlerin başında durmuş bizi dinliyordu.

“Anne, dedem evimizi mi alacak?”

O soruyu duyunca kalbim parçalandı.

Yanına gidip ona sarıldım.

“Hayır.”

“Emin misin?”

Başını göğsüme bastırdım.

“O ev senin büyüdüğün ev. Kimse alamayacak.”

Ama aslında o kadar emin değildim.

Ertesi gün kendi avukatım Meral Hanım’la görüştüm.

Tapuyu, annemin veraset belgelerini ve evle ilgili bütün evrakları masasına koydum.

Belgeleri uzun uzun inceledikten sonra başını kaldırdı.

“Ev tamamen sizin.”

Derin bir nefes aldım.

“Yani hiçbir şey yapamazlar?”

“Normal şartlarda hayır. Fakat kayınpederiniz belli ki sizi korkutup anlaşmaya zorlamaya çalışıyor.”

Reklamlar