KOCAM VEFAT ETTİKTEN SONRA KAYINPEDERİM


Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“Avukata neden ihtiyacımız var?”

Nihat Bey gözlerini kaçırmadan cevap verdi.

“Bu ev meselesini konuşacağız.” MobilyaSeç

Elimdeki çay bardağını masaya bıraktım.

“Ne meselesi?”

“Levent yıllarca bu eve para harcadı. Tadilat yaptı, masraflarını ödedi. Evin yarısında hakkı vardı. Dolayısıyla onun payı şimdi ailesine geçer.”
Önce yanlış duyduğumu düşündüm.

“Bu ev annemden bana kaldı.”

Avukat sessizce dosyaları karıştırdı.

Nihat Bey ise sesini yükseltti.

“Tapunun sende olması her şeyi değiştirmez.”

“Değiştirir.”

“Ben oğlumun hakkını istiyorum.”

İçimde yükselen öfkeyi bastırmaya çalıştım.

“Levent öldü. Oğlunuzun karısı ve torunu hâlâ bu evde yaşıyor. Siz hangi haktan bahsediyorsunuz?”

Nihat Bey yüzüme öyle soğuk baktı ki o anda karşımda yas tutan bir baba değil, fırsat kollayan bir yabancı gördüm.

“Evi satacağız. Benim hakkımı verirsin, gerisi senin olur.”

Ayağa kalktım.

“Bu evden çıkın.”

Avukat bana bir belge uzattı.

“Hanımefendi, sakin olmanız sizin yararınıza olur.”

Belgeyi elime bile almadım.

“İkiniz de çıkın.”


Doruk merdivenlerin başında durmuş bizi dinliyordu.

“Anne, dedem evimizi mi alacak?”

O soruyu duyunca kalbim parçalandı.

Yanına gidip ona sarıldım.

“Hayır.”

“Emin misin?”

Başını göğsüme bastırdım.

“O ev senin büyüdüğün ev. Kimse alamayacak.”

Ama aslında o kadar emin değildim.

Kapıyı kapattığım anda dizlerimin üzerine çöktüm.

Ertesi gün kendi avukatım Meral Hanım’la görüştüm.

Tapuyu, annemin veraset belgelerini ve evle ilgili bütün evrakları masasına koydum.

Belgeleri uzun uzun inceledikten sonra başını kaldırdı.

“Ev tamamen sizin.”

Derin bir nefes aldım.

“Yani hiçbir şey yapamazlar?”

“Normal şartlarda hayır. Fakat kayınpederiniz belli ki sizi korkutup anlaşmaya zorlamaya çalışıyor.”

Tam rahatlamıştım ki Meral Hanım önündeki dosyalardan birini tekrar açtı.

“Ancak burada ilginç bir şey var.”

“Ne?”

“Levent’in ölümünden kısa süre önce tapu kayıtlarına ilişkin bilgi talebi yapılmış.” TaziyeÇelengi Al

Kaşlarımı çattım.

“Kim yapmış?”

“Bunu öğrenmemiz gerekiyor.”

O günden sonra yaşadıklarım daha da tuhaflaşmaya başladı.

Bir sabah posta kutusunda resmi görünümlü bir bildirim buldum.

Evin üzerinde borç bulunduğu iddia ediliyordu.

Meral Hanım belgeyi görünce hemen bunun geçersiz olduğunu söyledi.

İki gün sonra elektrik şirketinden aradılar. Birisi evin aboneliğini kapattırmaya çalışmıştı.

Ardından emlakçı olduğunu söyleyen bir kadın kapımıza geldi.

“Evi görmek için randevum vardı,” dedi.

Şaşkınlıkla,

“Ev satılık değil,” dedim.

Kadın telefonundaki ilanı gösterdi.

Bizim evimizin fotoğrafları kullanılmıştı.

İlanda iletişim numarası olarak Nihat Bey’in telefon numarası vardı.

O an artık bunun yalnızca para meselesi olmadığını anladım.
Reklamlar