Kocamı en yakın arkadaşımla yatakta buldum. Sırıttı ve “Ağlayacak mısın?” dedi. Beni alt ettiğini sanıyordu. Yanılıyordu.
Önce bir kahkaha geldi — hafif, tanıdık ve tamamen yersiz. Yatak odasının kapısında donup kaldım. Market poşetleri elimden kaydı, portakallar yere saçıldı. Midem bulandı. Kapıyı iterek açtım ve işte oradaydılar: kocam ve yıllardır “kardeşim” dediğim kadın, aynı yatakta.
Kocam hiç paniklemedi. Arkasına yaslandı, çarşaf belinde, kendinden emin bir sırıtışla baktı.
“Ne yapacaksın? Ağlayacak mısın?”
Bir an kıpırdayamadım. Kadının gözleri kaçıyordu; suçluluk yüzünden okunuyordu. Ama kocam… sanki bir zafer kazanmış gibiydi. Dağılıp yok olacağımı, sessizce kırılacağımı sanıyordu.
Beni tanımıyordu.
“Ağlamam,” dedim. Sesim beklediğimden soğuk ve sakindi. Sonra arkamı döndüm, kapıyı ardına kadar açık bırakarak çıktım.
Arabaya vardığımda gözyaşı yoktu. Sadece keskin, odaklanmış bir öfke vardı. Yeni evimizin tapusuna haftalar kalmıştı. Sözleşmelerde, hesaplarda, her şeyde benim imzam vardı. Bu hayatı ben kurmuştum. O ise güvenimi zayıflık sanmıştı.
Bu, onun ilk hatasıydı.
Eve gitmedim. Doğrudan ofisime geçtim. Sayılar benim dilimdir; sonuçta finans işindeyim. Kocasının işi mi? Yarısı zaten benim üzerime kayıtlıydı — bunu rahatça unutmuştu.
Ertesi gün, mülkiyet devri yaptım. Hesapları dondurdum. Zamanında görmezden geldiğim belgeleri tek tek ortaya çıkardım. Her imzada içim biraz daha sakinleşti.
Kartı reddedildiğinde panikle aradığında, sakin bir sesle şunu söyledim:
“Sanırım bundan sonra otel masraflarını kendin karşılaman gerekecek.”
Sonra telefonu kapattım.
Ve o an gerçekten gülümsedim.
Beni kırdığını sanıyordu.
Yanılmıştı.
Telefonu kapattıktan sonra bir süre masamda hareketsiz oturdum. Ofisin camlarından şehrin ışıkları yansıyordu; herkes bir yerlere yetişiyor, hayat akıyordu. Benim içinse zaman durmuştu. Bu sessizlikte ilk kez nefes aldığımı fark ettim. İçimdeki öfke, artık kontrolsüz bir yangın değil; yönünü bilen, hedefini seçmiş bir güçtü.
O gece eve dönmedim. Bir otelde kaldım ama uyumadım. Dosyalar, sözleşmeler, e-postalar… Hepsi önümdeydi. Yıllardır “sonra bakarım” dediğim detaylar, şimdi birer birer anlam kazanıyordu. Kocamın işinde yaptığı küçük “hatalar”, atladığı imzalar, bana danışmadan verdiği kararlar… Hepsi iz bırakmıştı. O izler, şimdi benim yol haritamdı.
Sabah olduğunda avukatımı aradım. Sesim sakindi; bu sakinlik onu bile şaşırttı. “Boşanma,” dedim, “ama hızlı ve temiz olsun.” Sonra muhasebecimle konuştum. Hesapların durumu netti. Ortak görünen ama aslında benim kefaletimle ayakta duran her şey, tek tek ayrılıyordu. O fark etmeden yıllardır kurduğum güvenlik ağları, şimdi kapanıyordu