kocamın eski cüzdanında üzerinde bir depo numarası yazılı bir anahtar buldum — ve ona hiçbir şey söylemeden oraya gittim.

31 yıllık evliliğin ardından, kocamın eski cüzdanında üzerinde bir depo numarası yazılı bir anahtar buldum — ve ona hiçbir şey söylemeden oraya gittim.

O gece her şey bir anda olmuştu. Ambulansın sireni apartman boşluğunda yankılanırken ben terliklerimle peşinden koşmuş, hastanenin soğuk floresan ışıkları altında doktorların “komplikasyon” ve “acil ameliyat” kelimelerini duymuştum. Onu ameliyathanenin kapısında bırakmak zorunda kaldığım an, içimde tarif edemediğim bir boşluk açılmıştı.

Ameliyat iyi geçmişti, ama uzun sürecek bir uykuya yatırılmıştı. Yoğun bakımda makinelere bağlı, sessizce yatıyordu. Elini tutarken yıllar gözümün önünden akıp gitmişti: ilk tanıştığımız gün, nikâh masasında titreyen elleri, çocuklarımızın doğumu, maddi sıkıntılar, birlikte aştığımız hastalıklar… Otuz bir yıl. Güvenle, alışkanlıkla ve sandığım kadarıyla dürüstlükle örülmüş bir hayat.

Hemşire eve gidip birkaç eşya almamı söylediğinde başımı salladım. Benim arabam servisteydi; onun arabasını almam gerekiyordu. Eve gittiğimde anahtarlarını bulamayınca telaşlandım. Mutfak tezgâhına baktım, vestiyeri karıştırdım, ceketlerini yokladım. Hiçbir yerde yoktu.

Son çare olarak komodinin çekmecesini açtım. İçinde eski fişler, bozuk paralar, kırık bir saat kordonu vardı. Ve küçük, yıpranmış bir cüzdan.

Bu cüzdanı yıllardır görmemiştim.

İçini açtığımda para yoktu. Sadece birkaç anahtar. Ve bir tanesi plastik etiketliydi. Üzerinde ilçemizdeki bir eşya deposunun adı ve siyah kalemle yazılmış bir ünite numarası vardı.

Bir an nefesim kesildi.

Otuz bir yılda kocamın bir depo kiraladığını hiç duymamıştım. Böyle bir şeye neden ihtiyaç duysun ki? Biz sıradan bir hayat sürüyorduk. Ne gizli bir hobisi vardı ne de saklayacak bir serveti.

Yedek araba anahtarını aldım. Sonra tereddüt ederek depo anahtarını da cebime koydum. Cüzdanı yerine bıraktım ve hastaneye döndüm.

Onun yanında otururken aklım sürekli o anahtardaydı. “Belki eski eşyalar vardır” dedim kendi kendime. “Belki bana sürpriz yapacaktı.” Ama içimde büyüyen huzursuzluk başka şeyler fısıldıyordu.

Sonunda dayanamadım.

Hastaneden çıkıp eve dönmek yerine, telefonuma deponun adresini yazdım. Akşam serinliği çökmüştü. Tesis şehrin kenar mahallesindeydi; gri sac kapılar, güvenlik kulübesi ve floresan ışıklarıyla kasvetli bir yerdi.

Görevliye, eşimin adına kayıtlı üniteye bakmak istediğimi söyledim. Bilgisayara baktı, kimliğimi kontrol etti. Gerçekten de kocamın adına kayıtlıydı. Üstelik üç yıldır.

Üç yıl.

Elim titreyerek dar koridordan yürüdüm. Numara kapının üzerinde yazıyordu. Anahtarı kilide soktum. Metal kapıyı yukarı doğru kaldırdım.

Ve dizlerim neredeyse boşaldı.

İçeride beklediğim gibi eski koliler ya da kullanılmayan eşyalar yoktu. Duvar boyunca dizilmiş plastik kutular, ortada küçük bir masa ve sandalyeler vardı. Masanın üzerinde bir masa lambası, eski bir dizüstü bilgisayar ve düzenli şekilde istiflenmiş dosyalar duruyordu.

Ama asıl dikkatimi çeken duvardı.

Duvara iğnelerle tutturulmuş onlarca fotoğraf vardı.

Hepsi benim fotoğraflarımdı devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar