Kocamla 50 yıldır aynı küçük lokantada romantik akşam yemekleri yerdik. Kocamın cenazesinden sonra, bir yabancı beni buldu ve kocamın mezarında duyduğu GERÇEĞİ açıkladı.

Her yıl, pardösümün düğmelerini ilikler, rujumu tazeler ve hayatımın başladığı o pencere kenarındaki masaya doğru ağır adımlarla yürürdüm. Bu küçük lokanta, benim için sadece bir yemek yeri değildi; bir ömrün başladığı, büyüdüğü ve kalbime kazındığı yerdi.

Kocam Kemal’le ilk burada tanışmıştım. O gün, yağmur camlara vururken içeri girmiş, benim oturduğum masaya yanlışlıkla çarpıp özür dilemişti. O an başlayan hikâyemiz tam elli yıl sürdü. O benim tek aşkımdı. İnsan hayatta bir kez böyle sever, bir daha asla aynı şekilde sevemez.

Ama hayat onu elimden aldı. Onu toprağa verdiğim gün, içimdeki bir parçanın da sustuğunu hissettim. Yine de bir söz vermiştim: Her yıl doğum günümde, ilk tanıştığımız masaya gelip onunla geçirdiğimiz hayatı anacaktım.

O gün de aynı ritüelle lokantaya girdim. Fakat içeri adım attığım anda durakladım. Kalbim bir anlığına tekledi.

Bizim masamızda bir başkası oturuyordu.

Yirmili yaşlarının ortalarında bir genç, elinde küçük bir zarfı sıkıca tutmuş, sürekli saate bakıyordu. Yüzünde garip bir gerginlik vardı. Beni fark edince hemen ayağa kalktı.

“Hanımefendi,” dedi, sesi titrek, “siz… Helen misiniz?”

“Evet,” dedim, şaşkınlığımı gizleyemeden. “Bir sorun mu var?”

Genç adam derin bir nefes aldı ve zarfı bana uzattı. “Bunu size vermem istendi.”

Zarfı elime aldığım anda kalbim hızlandı. Tanıdık bir his… Tanıdık bir ağırlık… Açtım.

İçinden çıkan kâğıdı gördüğümde dizlerim titredi. Bu, Kemal’in el yazısıydı.

“Doğum günün kutlu olsun, aşkım. Küçük lokantamıza geri döneceğini biliyordum. Ama sana hiç söylemediğim bir şey var… ve gerçeği öğrenmeyi hak ediyorsun.”

Nefesim kesildi. Gözlerim satırların üzerinde donup kaldı.

Genç adam yavaşça konuştu: “Onun mezarındaydım… sizi orada gördüm. Sonra bana yaklaştı—yani… hayır, yanlış anladınız. Daha önce tanışmıştık. Bana bu görevi yıllar önce vermişti. Bugün, tam bu saatte, burada olacağınızı söyledi.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Sen kimsin?”

Bir an durdu. Sonra cebinden eski bir fotoğraf çıkardı ve bana uzattı devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar