Kocamla birlikte, diğer ailelerin evlat edinmekten vazgeçtiği Down sendromlu küçük bir kızı hayatımıza kattık. Onu sahiplendiğimizde henüz 18 aylıktı ve biyolojik ailesi onu şu notla hastanede terk etmişti: "ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİR BEBEĞE BAKAMAYIZ. LÜTFEN ONA DAHA İYİ BİR AİLE BULUN."
Üst üste yaşadığım üç düşükten sonra, kızımız İnci adeta kurtarıcımız olmuş, kalbimiz onunla yeniden hayata tutunmuştu. Onu ailemize katmamıza karşı çıkan tek kişi ise kayınvalidem Necla'ydı. İnci'yi asla kabullenmedi, onunla tek kelime etmeyi bile reddetti. İnci'nin tüm sevecen çabalarına rağmen o kadar soğuk ve acımasızdı ki, sonunda kocamla karar verip onunla iletişimi tamamen kestik.
Zaman hızla geçti. İnci'nin beşinci yaş günü sabahı kapı çaldığında, kutlama için gelen arkadaşlarımız sanıp kapıyı büyük bir neşeyle açtım. Fakat karşımda dikilen kişi kayınvalidem Necla'ydı!
Bana sert ve delici gözlerle bakarak, "SANA HÂLÂ HİÇBİR ŞEY ANLATMADI MI?" diye çıkıştı.
Şaşkınlıktan donakalmış bir halde, "Ne demek istiyorsun?" diyebildim.
Necla cevap bile vermeden kocamın ve İnci'nin oturduğu salona daldı. Kocam annesini karşısında gördüğü an korkudan kireç gibi bembeyaz oldu. Kayınvalidem kolumu sımsıkı kavradı ve oğluna dönüp, "Gerçeği bilmesi gerekiyor. Ona senin anlatman en iyisi!" diye bağırdı.
Kocam bir süre yutkunamadı, derin bir sessizliğe büründü. Ardından, dizlerimin bağını çözen ve tüm dünyamı başıma yıkan o cümleyi kurdu:
"Konu İnci ile ilgili... Çok özür dilerim. Sana bunu çok daha önce söylemeliydim..."
"Konu İnci ile ilgili... Çok özür dilerim. Sana bunu çok daha önce söylemeliydim..."
Kocamın dudaklarından dökülen bu sözcükler, havada asılı kalmış gibiydi. Beynim duyduklarımı reddediyor, salonun duvarları üzerime doğru daralıyordu. İnci, olan bitenden habersiz, yerde renkli bloklarıyla oynamaya devam ediyordu. Onun o masum kıkırdaması, kocamın yüzündeki o suçlu ifadeyle öylesine büyük bir tezat oluşturuyordu ki, mideme kramplar girmesine engel olamadım.
"Neyi söylemeliydin?" Sesim fısıltıdan farksız çıkmıştı. Boğazım kurumuş, nefesim kesilmişti. "Bana neyi söylemedin Murat? İnci'nin hastalığıyla ilgili bilmediğim bir şey mi var? Doktorlar kötü bir şey mi söyledi?"
Kayınvalidem Necla, kollarını göğsünde kavuşturup alaycı ama bir o kadar da acı dolu bir ifadeyle güldü. "Keşke sorun sadece doktorluk bir mesele olsaydı," dedi soğuk bir sesle. "Kocana sor. O 'terk edilmiş' denen masum bebeğin aslında kimin çocuğu olduğunu sorsana ona!"
Murat gözlerini kaçırdı. Yere bakarak, zar zor duyulan bir sesle konuştu: "İnci... O... Benim kızım."
"Nasıl yani?" dedim, kelimeleri toparlamakta zorlanarak. "Zaten bizim kızımız. Onu biz evlat edindik. Biz onun ailesiyiz."
"Hayır," diyerek araya girdi Necla. Sesindeki o buz gibi ton yerini garip bir şefkate, daha doğrusu acımaya bırakmıştı. "Anlamıyorsun. İnci, onun öz kızı. Biyolojik kızı."
Beynimden vurulmuşa döndüm. Dizlerimin bağı tamamen çözüldü ve kendimi tekli koltuğa zor attım. Gözlerim yuvalarından fırlayacakmış gibi açılmış, Murat'a bakıyordum. Onun kızı mı? Nasıl olabilirdi?
"Sen... Sen benden gizli..." Kelimeler boğazıma diziliyordu. "Ben ardı ardına bebeklerimizi kaybederken, ben düşük yapıp hastane odalarında kan ağlarken... Sen..."
"Çok pişmanım!" diye atıldı Murat, aniden dizlerinin üzerine çökerek. "Biliyorum, bu yaptığımın hiçbir affı yok. Sen hastanedeyken, o zor günlerde aramızdaki mesafe açılmıştı. Eski iş yerimdeki o kadınla... Aylin'le olanlar sadece bir hataydı. Sadece bir gece! Yemin ederim başka hiçbir şey olmadı!"
Bir gece. Benim dünyamı başıma yıkan, benim kucağımı boş bırakan o gecede o başka bir kadınlaydı......
Yeni Virüs Belirtileri
Kanserle Mücadelede Yeni Bir Çağ:
Esma Esad’ın Beşar Esad’la