İleri evre pankreas kanseri.
Bir an için odanın duvarları üzerime yıkılmış gibi hissettim.
"Bu kimin raporu?"
Barın cevap vermedi.
Başımı kaldırdım.
"Barın, bu kimin raporu?"
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
"Benim."
Sandalyeye tutunmasaydım yere düşecektim.
Birkaç saniye boyunca hiçbir ses duymadım. Sanki hastanenin bütün gürültüsü bir anda kesilmişti.
"Ne zamandır biliyorsun?"
"On bir aydır."
On bir ay!
Evlilik yıl dönümümüzü kaçırdığı günleri, kızımızın doğum gününde neden ortalıkta olmadığını, geceleri yatağın kenarında oturup ağladığını düşündüm.
Bense bütün bunları işinin yoğunluğuna bağlamıştım.
"On bir aydır hasta olduğunu biliyorsun ve bana söylemiyorsun, öyle mi?"
"Seni ve kızımızı korkutmak istemedim."
Öfkem gözyaşlarıma karıştı.
"Ben senin karınım! Bunu tek başına yaşamana nasıl izin verebilirdim?"
Barın başını eğdi.
"İşte bu yüzden söyleyemedim."
Sonra dosyanın içinden başka bir belge çıkardı.
Tedaviye başlamıştı. Ancak hastalık beklediklerinden daha hızlı ilerlemişti. Doktorları artık ameliyatın mümkün olmadığını, uygulanacak tedavilerin ise hastalığı kontrol altında tutmayı amaçladığını söylemişlerdi.
"Ne kadar zamanın var?"
Barın uzun süre sustu.
"Kesin olarak bilmiyorlar."
Bu cevap içimde küçücük de olsa bir umut uyandırdı.
Ancak hâlâ anlamadığım bir şey vardı.
"Az önceki çocuk kim?"
Kocam gözlerini sildi.
"Adı Emir. Onu altı ay önce tanıdım."
Emir'in doğuştan gelen ciddi bir kalp rahatsızlığı vardı. Ailesi yıllardır tedavisi için mücadele ediyordu. Annesi Sevda, eşini bir trafik kazasında kaybetmiş ve oğlunu tek başına büyütmüştü.
Barın, Emir'in durumunu hastanede yapılan bir toplantı sırasında öğrenmişti.
Çocuğun ameliyatı için özel bir sağlık merkezinden destek alınması gerekiyordu. Masrafların bir kısmı karşılanmıştı ancak geriye kalan tutar ailesinin gücünü aşıyordu.
"Onu ilk gördüğümde kızımızı düşündüm," dedi Barın.
"Ben öldüğümde kızımızın yanında sen olacaksın. Ama Emir'in annesinin, oğlundan başka hiç kimsesi yok."
Bu sözler kalbimi parçaladı.
"Bu yüzden mi sürekli hastanedesin?"
Barın başını salladı.
Hem kendi tedavisine devam ediyor hem de Emir için yardım kampanyası düzenliyordu. Eski meslektaşlarıyla görüşmüş, başka hastanelerle iletişime geçmiş, hatta yıllardır biriktirdiği paranın bir bölümünü bağışlamıştı.
Fakat bunların hepsini benden gizlemişti.
"Neden?" diye fısıldadım.
"Çünkü hasta olduğumu öğrenirsen çalışmayı bırakmamı isteyeceğini biliyordum. Ben ise geride bir şey bırakmak istedim."
O anda içimdeki öfke yeniden kabardı.
"Senin geride bırakacağın bir şey var zaten! Sekiz yaşında bir kızın var! Ben varım!"
Barın ağlamaya başladı.
Hayatımda onu hiç bu kadar çaresiz görmemiştim.
Yanına gidip sarıldım.
İkimiz de dakikalarca konuşamadık.
Sonunda kulağına fısıldadım.
"Bundan sonra hiçbir şeyi benden saklamayacaksın."
O gün hastaneden birlikte çıktık.
Ancak eve dönmeden önce Cihangir'le konuşmak istedim.
Kocam arabada beklerken Cihangir beni odasına aldı.
"Söyledi mi?"
Başımı salladım.
Cihangir derin bir nefes aldı.
"Bilmen gereken başka bir şey daha var."
Kalbim yeniden hızlandı.
Barın'ın hastalığının son haftalarda ilerlediğini ve doktorların farklı bir tedavi seçeneğini değerlendirmek istediklerini anlattı.
Fakat kocam, Emir'in ameliyatı için yürüttüğü çalışmalar nedeniyle kendi tedavi randevularından birini ertelemişti.
Bunu duyduğumda öfkeden titremeye başladım.
Hemen arabaya döndüm.
"Bir başkasının hayatını kurtarmaya çalışırken kendi hayatından vazgeçemezsin!"
Barın şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Sen nereden öğrendin?"
"Artık hiçbir şeyi saklayamayacaksın!"
O gece saatlerce konuştuk.
İlk kez ölümden, korkularımızdan ve kızımızın geleceğinden açıkça söz ettik.
Ertesi sabah kızımızı okula bıraktıktan sonra Barın'ı hastaneye götürdüm. Tedavisinin yeniden değerlendirilmesi için doktorlarıyla görüştük.
Ardından Emir'in annesini aradım.
Bir hafta içinde hastanenin sosyal hizmet biriminin desteğiyle resmî bir yardım kampanyası başlattık. Barın'ın meslektaşları, eski hastaları ve yıllardır birlikte çalıştığı sağlık çalışanları kampanyaya destek verdi.
Yirmi üç gün sonra gereken para toplandı.
Emir ameliyata alındığında Barın kendi tedavisi nedeniyle başka bir hastanenin odasında yatıyordu.
Ona güzel haberi verdiğimde gözlerini kapatıp ağladı.
"Başardık mı?"
Elini tuttum.
"Başardık."
Ama hayatın bizim için hazırladığı başka bir sınav vardı.
İki ay sonra Barın'ın durumu ağırlaştı.
Bir gece hastaneden aradılar. Doktorlar hemen gelmemi istiyordu.
Odasına girdiğimde beni görünce gülümsedi.
Elimi uzattım.
"Birlikte mücadele edeceğimize söz vermiştin."
Barın güçlükle konuştu.
"Ve verdim."
Yastığının altından küçük bir zarf çıkardı.
"Bu, kızımız için. Ama sen de okumalısın."
Zarfı açtım.
İçinde kızımıza yazılmış bir mektup vardı.
Sevgili kızım,
Büyüdüğünde insanların beni başarılı bir doktor olarak hatırladığını duyabilirsin. Ama senin beni ameliyatlarım yüzünden hatırlamanı istemiyorum.
Benim en büyük başarım senin baban olmaktı.
Doğum gününü kaçırdığım için beni affet. Sana ayırmam gereken zamanı bazen başka insanlara verdim. Bunun için çok pişmanım.
Bir gün annen sana bu mektubu verdiğinde bilmeni istediğim tek bir şey var: Hayat sadece ne kadar uzun yaşadığınla ilgili değildir. Ama sevdiğin insanlarla geçirebileceğin zamanı da asla ertelememelisin.
Mektubun son satırını okurken artık gözyaşlarımı tutamıyordum.
Barın o gece hayatını kaybetti.
Cenazesinde Emir ve annesi de vardı.
Küçük çocuk yanıma gelip elimi tuttu.
"Biliyor musun? Doktor amca bana büyüyünce ne olmak istediğimi sormuştu."
Gözyaşlarımı silerek gülümsedim.
"Ne söyledin?"
"Onun gibi doktor olmak istediğimi."
Aradan altı yıl geçti.
Kızımız artık on dört yaşında.
Geçen hafta odasını toplarken babasının mektubunu yeniden okuduğunu gördüm.
Yanına oturduğumda bana dönüp gülümsedi.
"Anne, babamın doğum günümde neden yanımda olmadığını artık anlıyorum. Ama ben büyüyünce sevdiklerimi bekletmeyeceğim."
Ona sımsıkı sarıldım.
Bugün Emir sağlıklı bir genç. Annesiyle birlikte her yıl Barın'ın doğum gününde bizi ziyaret ediyorlar.
Barın'ın anısına kurduğumuz küçük yardım fonu ise maddi imkânları yetersiz çocukların tedavisine destek olmaya devam ediyor.
Bazen hâlâ o salı sabahını düşünüyorum.
Kocama sürpriz yapmak için hazırladığım yemek çantasını, içine koyduğum elmalı turtayı ve çatalının altına bıraktığım küçük notu...
O gün hastaneye gitmeseydim belki de kocamın gerçeğini öğrenmek için çok geç kalacaktım.
Barın'ı kurtaramadım. Ama onunla geçirdiğimiz son ayları korkunun ve sırların arkasına saklanarak değil, birbirimize sarılarak yaşadık.
Ve o gün öğrendiğim şeyi hayatım boyunca unutmadım.
Sevdiklerimize verebileceğimiz en değerli şey, onlar için yaptığımız fedakârlıklar değil, yanlarında geçirdiğimiz zamandır. Çünkü bazen yarın söylemeyi düşündüğümüz bir söz için yarın diye bir gün hiç gelmeyebilir.