Kocasının ölümünden sonra yetmiş yaşındaki kadın, kırk yıllık evliliğinde ilk kez evde bir şeyi değiştirmeye karar verdi. Bu evde hep kurallar vardı. Sessiz kurallar. Sorgulanmayan kurallar.

Yetmiş yaşındaki kadın, kocasını toprağa vereli bir ay olmuşken ilk kez kendi evinde özgür olduğunu hissetmişti. Kırk yıl boyunca aynı çatının altında yaşamış, ama hiçbir zaman o evde gerçekten söz sahibi olamamıştı. Duvarlara dokunulmazdı. Eşyaların yeri değişmezdi. Ve koridorun sonundaki oda… orası kesinlikle açılmazdı.

Kocası o kapıyı her zaman kilitli tutar, “Çalışma odam,” derdi. “Eski aletler, evraklar var.” Konu her açıldığında yüzü gerilir, tartışma anında biterdi. Kadın yıllarca susmuştu. Ama insan kendi evinde yasaklı bir kapının önünden her gün geçerse, içinde bir şey büyür. Merak, öfke, korku… belki hepsi.

Adam öldüğünde ev birden büyümüş, koridor uzamış, sessizlik ağırlaşmıştı. Ve bir sabah kadın eline çekici aldı. Kapıyı kırdı.

Oda beklediği gibi değildi. Penceresizdi. Duvarları alışılmadık derecede kalındı. Zeminde paslanmış bir metal halka vardı; sanki bir zamanlar yere sabitlenmiş ağır bir şey sökülmüş gibiydi. İçerideki hava küf kokuyordu ama o küfe metalik, paslı bir koku karışıyordu.

Kadın geri dönmedi. “Bu ev artık benim,” dedi.

Duvarlara vurdu. Sıva döküldü, altından tuğla çıktı. Tuğlanın arkasında beton vardı. Saatler süren uğraştan sonra matkap bir anda boşa düştü. Duvarın içinde boşluk vardı.

Açılan karanlık odacıkta yere sabitlenmiş bir sandalye, duvara monte edilmiş kalın bir zincir ve kelepçe duruyordu. Küçük bir rafta sararmış bir defter vardı.

Kadın defteri titreyerek açtı.

Kocasının el yazısı.

“Denek 3 – Uyum süreci 12. gün.”
“Ses izolasyonu yeterli.”
“Eşim hiçbir şey bilmiyor. Bilmemeli. Onun sakinliği deney için gerekli.”

Kadının gözleri karardı.

Denek?

Kaç kişi?

Sayfalar ilerledikçe tarihler geriye gidiyordu. İlk kayıt, evliliklerinin üçüncü yılına aitti. Notlarda “önceki başarısızlık”, “kaçma girişimi”, “izolasyon artırıldı” gibi ifadeler vardı.

En son sayfada tek cümle yazıyordu:

“Kapı asla açılmamalı.”

Kadın tam o sırada bodrumdan gelen metal sürtünme sesini duydu. Ardından hafif, düzensiz bir nefes sesi.

Bodrum kapısı aralıktı.

Merdivenlerin en alt basamağında ıslak ayak izleri vardı. Yeni. Yukarı doğru çıkmış, koridora dönmüş ve kırılan odanın önünde bitmişti.

Kadın korkudan dondu.

Sonra bir şey fark etti.

Ayak izleri tek ayaktı.

Sanki biri aksayarak yürümüştü.

El fenerini odanın içine tekrar tuttu. Zincir… az önce gördüğünden daha gergindi. Hafifçe sallanıyordu.

Ve o an, zincirin duvara değil, arka duvara açılan dar tünele doğru uzandığını fark etti. Zincir, sandalyeden geçiyor, zemindeki halkadan ilerliyor ve karanlık tünelin içine kayboluyordu.

Yani zincirin ucu hâlâ bağlıydı.

Kadının kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. Tünelden gelen hava artık daha belirgindi. Nemli. Canlı.

Yavaşça zincire dokundu devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar