Beş yıl önce hayatım bir saniyede değişmişti.
O akşam işten biraz geç çıkmıştım. Hava kararmış, sokak lambaları yeni yanmıştı. Kaldırımda ağır adımlarla yürürken aklımda ertesi gün yapmam gereken işler vardı. Trafik oldukça sakindi. Uzaktan gelen bir motor sesi dışında sokak neredeyse sessizdi.
Tam yolun kenarından geçerken bir anda farlar gözümü aldı.
Sonra fren sesi.
Ardından korkunç bir çarpışma…
Bir araba kontrolden çıkmıştı. Sarhoş olduğu sonradan ortaya çıkan sürücü direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş, aracını kaldırıma doğru savurmuştu. Ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan yere savruldum. Başım asfalta çarptı, kulaklarımda uğultu vardı. Gözlerim bulanıklaşıyordu.
O an tek hatırladığım şey birinin koşarak bana doğru gelmesiydi.
“Dayan! Ambulansı aradım!” diye bağırıyordu.
O kişi Ferhat’tı.
Genç bir adamdı. Yüzünde panik vardı ama sesi kararlıydı. Elimi tutmuş, sürekli konuşuyordu.
“Uyuma… gözlerini kapatma… yardım geliyor.”
Ambulans geldiğinde bilincimi kaybetmiştim.
Hastanede uyandığımda hayatımın eskisi gibi olmayacağını öğrendim.
Doktorlar kazanın omurgama ciddi zarar verdiğini söylediler. Artık yürüyemeyecektim.
O an dünyam başıma yıkılmıştı.
Ama o günlerde yanımdan hiç ayrılmayan biri vardı: Ferhat.
Başta onu sadece beni kurtaran kişi olarak görüyordum. Fakat günler haftalara, haftalar aylara dönüştükçe hayatımın en zor dönemini onunla birlikte atlattığımı fark ettim.
Fizik tedaviye giderken beni o götürüyordu.
Moralim bozulduğunda saatlerce yanımda oturup konuşuyordu.
Yeni hayatıma alışmayı öğrenirken en büyük desteğim o olmuştu.
Bir süre sonra sadece minnet duymadığımı fark ettim.
Onu seviyordum.
Ferhat da beni seviyordu.
Yıllar böyle geçti. Bir gün bana evlenme teklif ettiğinde hiç düşünmeden kabul ettim.
Sade bir düğün yaptık. En yakın ailemiz ve birkaç arkadaşımız vardı. Gürültülü, kalabalık bir düğün değildi ama benim için dünyanın en güzel günüydü.
Çünkü yanımda Ferhat vardı.
Düğünden sonra eve döndük. Biraz heyecanlı, biraz yorgundum. Banyoya gidip yüzümü yıkadım.
Aynaya baktığımda gülümsüyordum.
Hayatım zordu ama mutluydum.
O an bunun değişeceğini bilmiyordum.
Banyodan çıkıp odaya döndüğümde Ferhat’ın yüzündeki ifade bambaşkaydı.
Yatağın kenarında oturuyordu. Başını öne eğmişti.
“Ferhat?” dedim yavaşça. “İyi misin?”
Başını kaldırdı. Gözleri doluydu.
“Bunu sana daha önce söylemeliydim,” dedi titreyen bir sesle. “Bunu sana yapamam. Sana gerçeği söylemem gerekiyor.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Neyi söyleyeceksin?” diye fısıldadım.
Ferhat derin bir nefes aldı.
“Bacaklarını kaybettiğin o kazayı hatırlıyor musun?” dedi.
Başımı salladım.
“…O gün orada tesadüfen değildim.”
O an odadaki hava donmuş gibiydi.
Ne dediğini anlamaya çalışıyordum.
“Ne demek bu?” dedim.
Ferhat ellerini birbirine kenetledi devamı icin sonrki syfaya gecinz...