Bir gün markette alışveriş yaparken, gözleri endişe ve çaresizlikle dolu yaşlı bir kadının tezgahın kenarında durduğunu gördüm. Cüzdanını karıştırıyor, fakat paranın yetmediğini anlayarak iç çekiyordu. O an, içimde bir şeylerin kıpırdadığını hissettim; sanki onun acısını, yaşamının yükünü omuzlarımda taşıyormuşum gibi. İçimdeki ses, ona yardım etmem gerektiğini söylüyordu. Hemen yanına gidip ihtiyacı olan miktarı ödemeyi teklif ettim. Gözlerinde beliren minnet ifadesi, o anın onun için ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyordu. El sıkıştık, belki de birbirimizin hayatında kısa bir süreliğine de olsa bir değişim yarattık. Bu basit ama anlamlı jest, kalbimde derin bir mutluluk bıraktı.
Üç gün sonra kapımın çalınmasıyla birlikte, yaşlı kadının yüzü gözlerimin önünde canlandı. Kapıyı açtığımda, elinde tuttuğu çiçeklerle neşeyle gülümseyerek karşımda durdu. O an, hayatın ne kadar karmaşık ve bir o kadar da basit olduğunu düşündüm; bazen en küçük iyilikler, en büyük mutlulukları getirebiliyordu. Kadının bana getirdiği çiçekler, sadece bir teşekkür değil, aynı zamanda iki insanın arasında geçen sıcak bir paylaşımın sembolüydü. Bu durumu yaşadıktan sonra anladım ki; bazen bir başkasının hayatına dokunmak, kendi ruhumuzu besleyenin ta kendisi olabiliyor. Yaşlı kadının gözlerindeki ışık, bana insanlığın özünü hatırlattı. Birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzu, bu hayatta yalnız olmadığımızı gösteren o sıcak anı hiç unutmayacağım. Hayat, ne kadar zorlayıcı olursa olsun, sevgi ve şefkatle örüldüğünde anlam kazanıyor.