Meryem iki aydır her sabah şiddetli mide bulantısıyla uyanıyordu. Hızla kilo vermiş, rengi solmuştu. Birçok doktora gitmesine rağmen tüm tetkikler normal çıkıyor, sorun bulunamıyordu.

Meryem iki aydır her sabah şiddetli mide bulantısıyla uyanıyordu. Hızla kilo vermiş, rengi solmuştu. Birçok doktora gitmesine rağmen tüm tetkikler normal çıkıyor, sorun bulunamıyordu. Doktorlar bunun psikolojik olabileceğini söylese de Meryem buna inanmıyordu. Bir sabah işe giderken kalabalık metroda yaşlı bir adam ona yaklaşıp boğazındaki kolyeyi işaret etti: “Zinciri çıkar. İçinde ne olduğunu biliyorum.” Adam, yıllarca kuyumculuk yaptığını, kolyenin kenarındaki ince çizginin süs değil gizli bir mekanizma olduğunu söyledi ve “Hayatınız sizin için değerliyse, bu kolyeyi bir daha takmayın” diyerek kartını bırakıp indi. Gün boyu huzursuz olan Meryem akşam eve dönünce aynanın karşısında kocasının ona yıldönümünde hediye ettiği gümüş, zambak motifli kolyeyi inceledi. Kenarda gerçekten de belirsiz bir çizgi vardı. Biraz bastırınca kolye ikiye ayrıldı. İçinde gördükleri Meryem’i dehşete düşürdü; midesi altüst oldu ve düşmemek için lavaboya tutunmak zorunda kaldı.
Kolye ikiye ayrıldığı anda banyoda ağır, metalik bir koku yayıldı. Meryem ilk başta bunun korkudan burnuna dolan bir hayal olduğunu sandı ama birkaç saniye içinde başı dönmeye, dizlerinin bağı çözülmeye başladı. Kolyenin iç yüzünde kadife benzeri koyu bir yatak vardı ve onun tam ortasında, camımsı, sarımsı bir kapsül duruyordu. Kapsül çatlamıştı; içinden sızan toz zerrecikleri ışığın altında neredeyse parlıyordu.
Meryem refleksle kolyeyi lavaboya bıraktı ve musluğu açtı. Elleri titriyordu. İçgüdüsel olarak camı açtı, derin derin nefes aldı. Mide bulantısının kaynağını ilk kez bu kadar net hissediyordu: Bu şey zehirliydi.
Aklına metroda karşılaştığı yaşlı kuyumcu geldi. Kartviziti cebinden çıkardı. Üzerinde sadece bir isim ve bir adres vardı: Kemal Usta – Geleneksel Kuyumculuk. Saat geç olmuştu ama bekleyemezdi. Üzerine bir hırka geçirip evden çıktı. Kolyeyi bir bezin içine sardı, çantasına koydu.
Atölye, dar bir sokağın sonunda, eski bir apartmanın giriş katındaydı. Kapı aralıktı, içeriden sarı bir ışık sızıyordu. Kemal Usta onu görür görmez başıyla onayladı; sanki geleceğini biliyordu.
“Geç kaldınız,” dedi sakin bir sesle. “Ama hâlâ şansınız var.”
Meryem kolyeyi tezgâha koydu. Usta eldiven giydi, kolyeye dokunmadan yaklaştı. Yüzü ciddileşti.
“Bu,” dedi, “yavaş etkili bir zehir kapsülü. Uzun süre ciltle temas ettiğinde vücuda sızar. Belirtileriniz birebir uyuyor. Kilo kaybı, mide bulantısı, halsizlik…”
Meryem’in boğazı düğümlendi. “Ölebilir miydim?”
“Bir süre daha taksaydınız… evet.”
Meryem’in aklına tek bir soru geldi. “Bunu kim yapar?”
Kemal Usta cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. “Böyle mekanizmalar sıradan atölyelerde yapılmaz. Çok özel siparişlerdir. Genellikle… kişisel sebeplerle.”
Meryem eve döndüğünde gece yarısını geçmişti. Kocası Ali salonda oturuyordu. Onu bu kadar geç görünce şaşırmış gibi yaptı. Meryem çantasından kolyeyi çıkardı, masanın üzerine koydu.
“Bunu bana neden verdin?” diye sordu, sesi beklediğinden daha sakindi devamı sonrki syfda…
Reklamlar