Elif neredeyse gülümsedi.
—Baba… bu seni kurtarabilir.
O sırada Zeynep geldi. Artık bir hastanede hemşireydi. Çift vardiyadan çıkıp doğrudan gelmişti.
—Direkt hastaneden geldim —dedi ve Mehmet Amca’ya sarıldı.
Biraz sonra Ayşe geldi. Artık Mehmet Amca’nın yıllarca çalıştığı okulda öğretmendi. Elinde fotoğraflarla dolu bir dosya vardı.
—Benim de delillerim var —dedi.
Fotoğrafları masaya yaydı: nemli duvarlar, bozuk lavabolar, çalışmayan ısıtıcılar, kapalı acil çıkışlar…
—Bütçe her yıl artmış —dedi Ayşe— ama okul giderek daha kötü hale gelmiş.
Elif, devletin faturalarını babasının defterleriyle karşılaştırdı.
Mehmet Amca’nın defterinde yerler için on litre cila yazıyordu. Resmi faturada otuz litre.
O dört lamba istemişti. Sistemde on sekiz görünüyordu.
Sonra Zeynep kritik bir tarihi buldu.
—Baba… bu sipariş bir yıl önceye ait.
Mehmet Amca kaşlarını çattı.
—Ben o zaman emekli olmuştum.
Daha fazla aradılar.
Emeklilikten sonra bile onun adına düzenlenmiş birçok sahte sipariş vardı.
Elif imzalara baktı.
—Bu senin yazın değil.
Araştırma gece boyunca sürdü. Elif, şişirilmiş siparişlerin çoğunun “Yeşil Vadi Hizmetleri” adlı bir şirkete gittiğini buldu.
Şirket, müdür yardımcısı Robles’ın eniştesi adına kayıtlıydı.
Plan açıktı: Robles, faturaları şişiriyor, parayı aktarıyor ve tüm suçu Mehmet Amca’nın üzerine yıkıyordu.
İki gün kala bir teklif geldi.
Eğer Mehmet Amca küçük bir para cezasını kabul eder ve “usulsüz kullanım”ı kabul eden bir ifade imzalarsa dava düşecekti.
Bir an tereddüt etti.
Yorgundu. Korkuyordu. Kızlarının zarar görmesini istemiyordu.
Elif gözleri dolu dolu baktı.
—Sen bize kolay yolu değil, doğru yolu öğrettin.
Mehmet Amca başını eğdi.
—O zaman imzalamıyorum.
O gece göğsünde bir ağrı hissetti. Zeynep hemen anladı.
—Duruştan sonra doktora gideceksin.
—İyiyim.
—Bana yalan söyleme, baba.
Sabah olduğunda tek iyi takım elbisesini giydi. Lacivert, eski, biraz bol. Yıllar önce kızlarının velayet duruşmalarında giydiği takım elbiseydi.
Mahkeme binasına geldiğinde durdu.
Koridor doluydu.
Komşular. Öğretmenler. Eski öğrenciler. Veliler. Eski okul müdürünün eşi.
Herkes onun için gelmişti.
—Burada ne yapıyorsunuz? —diye fısıldadı.
Elif koluna girdi.
—Senin için burada olan insanlar bunlar.
Duruşma başladı.
Robles’in avukatı konuştu. Faturalar, rakamlar, suçlamalar…
Mehmet Amca sessizce dinledi.
Sonra Elif ayağa kalktı.
—Sayın hâkim, onların delilleri var. Bizim de var.
Defterleri sundu. Sahte imzaları. Emeklilik sonrası düzenlenen siparişleri. Fotoğrafları. Şirket kayıtlarını.
Birer birer tanıklar konuştu.
Bir komşu, Mehmet Amca’nın mahallede ücretsiz tamir yaptığını anlattı.
Bir eski öğrenci, çantasını bir yıl boyunca onun tamir ettiğini söyledi.
Zeynep, annesini kaybettikten sonra oraya nasıl geldiğini anlattı.
Ayşe, bodrumdaki o günü ve onun sabırla bekleyişini anlattı.
Sonunda Elif derin bir nefes aldı.
—Ben, kutunun içindeki bebektim. Eğer bu adam çalmak isteseydi, kendi hayatını saklardı. Ama yapmadı. O, bize her şeyini verdi. Mehmet Yılmaz bu okulu soymadı. Bu okulu ayakta tuttu.
Salon sessizliğe gömüldü.
Hâkim uzun süre dosyaları inceledi.
Sonra başını kaldırdı.
—Dava reddedilmiştir. Ayrıca ilçedeki tüm bakım hesapları için denetim başlatılmasına karar verilmiştir.
Mehmet Amca kıpırdamadı.
Elif elini sıktı.
—Kazandık, baba.
Mehmet Amca gözlerini kapattı.
İlk kez haftalardır derin bir nefes aldı.
BÖLÜM 3: İSMİN PLAKTA KALAN YANKISI
Denetim gerçekleri ortaya çıkardı.
Üç milyondan fazla lira şişirilmiş faturalarla çalınmıştı. Robles görevden alındı, sonra tutuklandı.
Haberler yayıldı ama Mehmet Amca röportaj istemedi.
—Ben özel bir şey yapmadım —diyordu hep.
Zeynep onu doktora götürdü. Kalpte hafif bir rahatsızlık vardı. Tedaviyle iyi olabilirdi.
—Bunu bize söylemeliydin —dedi sertçe.
—Sizi üzmek istemedim.
Zeynep ellerini kavuşturdu.
—Bizim hayatımızı senin endişen başlattı. Şimdi sıra bizde.
Mehmet Amca başını eğdi.
—Peki hemşirem.
Aylar sonra okul yenilendi. Sınıflar boyandı, tuvaletler tamir edildi, çatı değişti, spor salonu ışıklandırıldı.
Bir cumartesi günü tören düzenlendi.
Mehmet Amca gitmek istemedi.
—Bunları sevmem.
—Gideceksin —dedi Ayşe— karar verildi.
Spor salonu doluydu.
Kapıdan içeri girdiğinde herkes alkışladı.
Duvara bronz bir plaka asılmıştı:
“Mehmet Yılmaz Spor Salonu. Bu okulu evi gibi koruyan adama ithafen.”
Mehmet Amca plakaya üç kez baktı.
Sonra parlayan zemine baktı ve yıllar önceki o sabahı hatırladı: karton kutu, bir bebeğin ağlaması ve hayatını değiştiren karar.
Elif elini tuttu.
—Ailemizin başlangıcı burası.
Zeynep omzuna yaslandı.
—Ve herkes kim olduğunu burada öğrendi.
Ayşe gülümsedi.
—Düzelten adam.
Mehmet Amca yutkundu.
—Ben her şeyi düzeltemedim.
Elif sarıldı.
—Ama bizi düzelttin.
O akşam aynı mutfakta yemek yediler. Üç farklı sandalye yine masadaydı.
Mehmet Amca onları izledi. Gülüyorlardı, tartışıyorlardı, birlikte yaşıyorlardı.
Ve sonunda anladı: Hiçbir şey boşa gitmemişti.
Dışarıda okul sessizdi.
Ve küçük bir plakada, bir adamın adı yazıyordu: hiçbir şey istemeyen ama herkese her şeyini veren adam.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.