Nişanlımın kızı, “bu yaştan sonra kim evlenir?” diyerek düğünümüzü sabote etmeye kalktı… ama sonrasında olacakları hiç hesaba katmamıştı.

Elif bir süre daha ayakta kaldı. Sonra hiçbir şey söylemeden salonu terk etti. Kapı kapandığında, salondaki herkes aynı anda nefes aldı sanki.

Tören devam etti. Nikâh memuru soruları sordu, “Evet”ler söylendi, alkışlar yükseldi. Ama içimde bir burukluk vardı. Mutluydum, evet. Ama Elif’in çıkıp gidişi içimi sızlatmıştı.

Düğünden sonra günler geçti. Elif’ten hiçbir haber gelmedi. Ne aradı, ne mesaj attı. Mehmet üzgündü ama geri adım atmadı.

“Zamana ihtiyacı var,” dedi. “Ama sınırları öğrenmesi gerekiyordu.”

Bir ay sonra bir sabah kapı çaldı. Açtığımda Elif karşımdaydı. Elinde küçük bir kutu vardı. Gözleri yorgundu.

“Girebilir miyim?” dedi.

Sessizce kenara çekildim.

Oturduk. Bir süre konuşmadı. Sonra derin bir nefes aldı.

“Haklı değildim,” dedi. “Ama korkuyordum.”

Başımı kaldırdım.

“Babamı kaybetmekten korktum,” diye devam etti. “Annem öldüğünde dünya başıma yıkıldı. Bir daha aynı şeyi yaşamak istemedim. Sizi kendime tehdit gibi gördüm.”

Kutuyu bana uzattı. İçinden, düğünümde giyemediğim gelinliğin onarılmış hâlinin fotoğrafı çıktı. Altına küçük bir not iliştirilmişti:

‘Geç kaldım ama özür dilerim.’

Gözlerim doldu.

“O gün yaptığım şey,” dedi Elif, “aslında size değil, kendi korkularıma saldırmaktı.”

Ayağa kalktı. “Beni affetmenizi beklemiyorum. Ama bilmenizi istedim.”

O an anladım ki, herkes sevgiyi aynı olgunlukla taşıyamıyordu. Bazıları öğrenerek, bazıları hata yaparak büyüyordu.

Elif kapıdan çıkarken ona şunu söyledim:

“Affetmek bazen karşımızdakine değil, kendimize verdiğimiz bir hediyedir.”

Durdu, arkasını döndü ve ilk kez gerçekten gülümsedi.

Bugün evliliğimizin üzerinden bir yıl geçti. Elif hâlâ her şeyde mükemmel değil ama artık saygılı. Mehmet ise hâlâ her sabah elimi tutarak uyanıyor.

Ve ben şunu öğrendim:
Aşkın yaşı yok. Ama cesaretin, sınır koymanın ve kendini seçmenin tam zamanı her zaman şimdi.
Reklamlar