O gün hastanenin kapısından içeri girdiğimde üstüm başım hâlâ iş yerindeki gibiydi.

“O gün hastanenin kapısından içeri girdiğimde üstüm başım hâlâ iş yerindeki gibiydi.”
Ellerim simsiyah, tırnaklarımın arası kömür tozuydu. Üzerimi değiştirmeye vaktim olmamıştı. Zaten zamanım da yoktu. Telefon cebimde titrediğinde, içimde kötü bir şeylerin yaklaştığını hissetmiştim.
Mesaj kısa ve netti:
“Acil gelmen gerekiyor.”
Nereden çıktığımı, nasıl koştuğumu hatırlamıyorum. Sadece ayaklarımın beni hastaneye getirdiğini biliyorum. Çocuk onkolojisi servisine vardığımda koridorlar her zamanki gibi soğuktu ama içimdeki korku daha soğuktu.
Kapıdan içeri adımımı atar atmaz bir ses yükseldi.
“Beyefendi! Buraya bu hâlde giremezsiniz.”
Bir güvenlik görevlisi önümde duruyordu. Haklıydı. Üzerim başım kir içindeydi. Ama o an bunun bir önemi yoktu.
“Kızım burada,” dedim.
Sesim titriyordu.
“Adı ne?” diye sordu.
“Zeynep,” dedim. “Üç numaralı oda.”
Bu ismi söylerken boğazım düğümlendi. Çünkü o odada onu en son gördüğümde gözleri korkuyla doluydu.
O sırada bir kadın yaklaştı. Üzerinde önlük vardı. Yorgundu ama bakışları sakindi.
“Bırakın,” dedi güvenliğe. “Babası.”
Beni sorgulamadı. Kimliğimi istemedi. Sadece baktı ve anladı.
Koridorda yürürken başımı eğdim.
“İşten geldim,” dedim. “Direkt buraya.”
“Önemli değil,” dedi. “Burada olmanız önemli.”
Odanın kapısına geldiğimizde durdum. Ellerime baktım. Kirliydi. Nasır doluydu.
“Böyle girmem doğru mu?” diye sordum.
Cevap vermeden kapıyı açtı.
Zeynep beni gördüğü an doğruldu. Yüzü solgundu ama gözleri parladı.
“Baba!” dedi.
O an dizlerimin bağı çözüldü. Yanına oturdum. Ellerimi saklamaya çalıştım ama o fark etti. Küçük ellerini uzattı ve hiç tereddüt etmeden tuttu.
“Ellerin yine kirli,” dedi.
“Evet,” dedim. “Ama senin için.”
Gülümsedi.
“O zaman sorun yok.”
Bir süre konuşmadık. Sadece oturduk. Ben onun elini tuttum, o bana baktı. O an zaman durmuş gibiydi.
Kapı hafifçe aralandı. Aynı kadın başını uzattı.
“Birazdan doktor gelecek,” dedi. “Sizinle de konuşmak isteyecek.”
Doktor geldiğinde ayağa kalktım. Masanın üzerinde dosyalar vardı. Zeynep’in adı kalın harflerle yazılmıştı.


Konuşmaya başladı. Bazı kelimeleri net duydum, bazılarını duymadım. Riskten bahsetti. Süreçten bahsetti. Sonra durdu.
“İyi bir haberimiz var,” dedi.
O an kalbim duracak sandım.
“Uygun bir donör bulundu. Beklediğimizden erken.”
Yanımdaki hemşirenin gözleri doldu. Ben konuşamadım. Sadece başımı salladım.
“Ameliyat zor ama umut verici,” dedi doktor. “Zamanında gelmişsiniz.”
Zamanında…
Reklamlar