Oğlumu 15 yıl önce toprağa verdim… ama sonra dükkânımda, kaybettiğim oğluma tıpatıp benzeyen bir adamı işe aldım.

Oğlumu 15 yıl önce toprağa verdim… ama sonra dükkânımda, kaybettiğim oğluma tıpatıp benzeyen bir adamı işe aldım.

Oğlum Barış, henüz on bir yaşındayken hayatını kaybetmişti.
Böyle bir acı insanın içinden hiç çıkmıyor. Ondan sonra bir daha çocuk sahibi olmaya cesaret edemedim.

Belki de Barış’ın hatırası beni böyle bir karar almaya itti.

Dükkânımda temizlik görevlisi için başvuruları incelerken onu gördüm.
26 yaşında bir adam… Özgeçmişinde yedi yıllık bir boşluk vardı. Hapiste yatmıştı.
Adı da Barış’tı. Ama beni asıl çarpan bu değildi.

Fotoğrafıydı.

Eğer oğlum bugün yaşıyor olsaydı, tam olarak böyle görüneceğine yemin edebilirdim.

Onu görüşmeye çağırdım.

“Hatalar yaptım, cezamı çektim. Artık o kişi olmadığımı göstermek için bir şans istiyorum,” dedi.

Karşımda sanki oğlum oturuyordu.

Onu işe aldım… ama eşim buna çok öfkelendi.

“NASIL OLUR DA SABIKALI BİRİNİ İŞE ALIRSIN?! Ya bizi soyarsa?”

Ama Barış bana şüphe etmem için tek bir sebep bile vermedi.

Her gün erkenden gelirdi. İşini kusursuz yapardı. Saygılıydı.
Zamanla aramızda bir bağ oluştu.

Akşam yemeklerine gelmeye başladı. Hatta bazı hafta sonları bile…

Eşimin bundan rahatsız olduğunu görüyordum.
Ama umursamadım.

Sonuçta, kan bağı olmasa da… yeniden bir oğulla vakit geçiriyordum.

Bir akşam yine bizdeydi.

Bir anda çatalını düşürdü.

Tam o sırada eşim bağırdı:

“DAHA NE KADAR YALAN SÖYLEYECEKSİN? Ne zaman gerçeği anlatacaksın?!”

“Yeter artık,” dedim.

“YETER DEĞİL! Kocama nasıl yalan söylersin? GERÇEK OĞLUNA NE YAPTIĞINI ne zaman anlatacaksın?!”

Kalbim duracak gibi oldu.

Barış başını eğmişti… bana bakmıyordu.

“Barış… ne diyor o?” diye sordum.

Yavaşça başını kaldırdı.

Gözlerimin içine baktı…

Ve söylediği şey… beni olduğum yerde donup bırakmaya yetti.

“Barış… ne diyor o?” diye sordum.

Gözlerimin içine baktı… ve sesi beklediğimden çok daha sakindi.

“Ben… oğlunuzun ölümüne sebep olan çocuğum,” dedi.

Dünya başıma yıkıldı.

Ne dediğini anlamak istemedim. Kulaklarım uğuldadı. Sandalyeden kalkmaya çalıştım ama dizlerim beni taşımadı. Eşim ağlıyordu. Ben ise sadece Barış’a bakıyordum… hayır, ona değil… oğluma bakıyordum sanki.

“Bu… bu mümkün değil,” dedim fısıltıyla.

Barış derin bir nefes aldı.

“On bir yaşındaydım. Mahallede oynuyorduk. Barış… yani oğlunuz… bisiklet sürüyordu. Ben… onu ittim. Şaka yapmak istemiştim. Düşeceğini düşünmedim. Ama düştü… başını sert bir şekilde çarptı.”

Gözlerim karardı.

O günü hatırladım. Hastane koridorlarını… doktorun yüzünü… “Elimizden geleni yaptık” diyen sesi…

“Kaçtım,” dedi Barış. “Korktum. Kimseye söylemedim. Ama vicdanım… beni hiç bırakmadı. Yıllar sonra başka bir suça karıştım ve hapse girdim. Orada her gün o anı düşündüm. Çıkınca… sizi buldum.”

“Bizi mi buldun?” diye bağırdım.

Eşim araya girdi, sesi titriyordu: “Onu ilk ben gördüm. Dükkâna gelmişti. Seni tanımadığını sandım… ama o her şeyi biliyordu.”

Barış başını eğdi.

“Evet… sizi tanıyordum. Ama kendimi tanıtamadım. Sadece… size yakın olmak istedim. Belki bir gün gerçeği söyleyebilirim diye.”

Öfke damarlarımda kaynıyordu. Sandalyeyi sertçe ittim ve ayağa kalktım.

“Benimle oyun mu oynadın sen?! Oğlumu öldürdün… sonra gelip benimle aynı sofraya oturdun?!”

Barış yerinden kalkmadı.

“Biliyorum… affedilecek bir şey değil. Ama her gün bununla yaşadım. Kendimi cezalandırdım. Sadece… bir kez yüzünüze bakıp gerçeği söylemek istedim.”

Eşim hıçkırarak ağlıyordu. Ben ise nefes almakta zorlanıyordum.

Onu kovmalıydım. Hemen şimdi.

Ama ayaklarım hareket etmiyordu.

Çünkü karşımdaki adam… sadece oğlumun ölümüne sebep olan biri değildi.

Aynı zamanda… son aylarda hayatıma yeniden anlam katan kişiydi.

Onunla kahve içmiştim. Gülmüştük. Ona öğütler vermiştim. İçimden “keşke oğlum yaşasaydı” dediğim her an… o yanımdaydı.

Bu nasıl bir çelişkiydi?

“Git,” dedim sonunda, boğazım düğümlenmişti. “Git buradan.”

Barış başını salladı. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.

“Tamam,” dedi. “Zaten… bunu söyledikten sonra kalamam.”

Kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu.

“Beni affetmenizi beklemiyorum,” dedi. “Ama şunu bilin… o günkü çocuk öldü. Yerine, hatasıyla yaşamaya çalışan biri kaldı.”

Kapıyı açtı… ve gitti devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar