Oğlumun bacağı kırıldıktan sonra ona bakmak için hastaneye gittiğim gece, hayatımın en uzun gecesine dönüşeceğini bilmiyordum. Eski eşim Murat, ben işteyken Emir’in sitenin otoparkında scooter’dan düştüğünü söylemişti. Telefonda sesi sakindi, hatta fazlasıyla sakindi. “Merak etme,” demişti, “küçük bir kırık. Kontrol altındayız.” Ama hastaneye vardığımda içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı.
Emir’in bacağı çoktan alçıya alınmıştı. Yatağın içinde küçücük görünüyordu. Yüzü solgundu ama beni görünce gülümsemeye çalıştı. Saçlarını okşadım, “Geçmiş olsun aslanım,” dedim. Murat odadaydı. Normal görünüyordu. Fazla normal.
“Eve git,” dedi bana. “Sabah işin var. Ben buradayım.”
“Kalırım,” dedim. “Sandalyede uyurum.”
Tam o sırada lacivert üniformalı, göğsünde “Sorumlu Hemşire” yazan bir kadın içeri girdi. Emir’in tansiyonunu ölçerken gözleri bir an bana takıldı. Sonra Murat battaniyeyi düzeltmek için Emir’e doğru eğildi. Emir o anda fark edilir şekilde irkildi. Hemşire bunu gördü. Ben de gördüm.
Hemşire çıkarken elime küçük, katlanmış bir not sıkıştırdı. O an anlamadım. Kapı kapanınca açtım.
“YALAN SÖYLÜYOR. SABAH 3’TE KAMERAYI KONTROL EDİN.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı. Murat’a belli etmemeye çalıştım. Bir bahaneyle odadan çıktım ve hemşireyi buldum.
“Ne demek istiyorsunuz?” diye fısıldadım.
“Her çocuk odasında sesli ve görüntülü kayıt var,” dedi sakin ama ciddi bir sesle. “Gerçeği görmek istiyorsanız güvenlik odasına gidin. Sizi benim gönderdiğimi söyleyin. Saat tam 3’te 12. kanalı izleyin.”
Neden 3? Neden özellikle o saat? Sorular beynimde dönüp duruyordu.
Saat 02.58’de hastanenin dar güvenlik odasındaydım. Uykulu bir güvenlik görevlisi önümdeki ekranı açtı. 12. kanalda Emir’in odası görünüyordu. O an her şey sıradandı. Emir uyuyordu. Murat’ın koltuğu boştu.
03:00.
Kapı yavaşça açıldı.
İçeri giren kişi Murat’tı.
Ama mesele o değildi. Mesele, Murat’ın içeri girer girmez kapıyı sessizce kilitlemesiydi. Ardından Emir’in yatağına yaklaştı. Ekrandaki sesi açtık. Güvenlik görevlisi bana baktı, yüzü ciddileşti.
“Baba… yapma,” dedi Emir’in zayıf sesi.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Murat eğildi. “Annen yüzünden,” dedi fısıltıyla ama mikrofon net alıyordu. “Eğer scooter’dan düştüğünü söylersen her şey kolay olacak. Anladın mı?”
Emir ağlamaya başladı. “Çok acıdı…”
Murat’ın yüzü kamerada sertleşti. “Bir daha ağzını açarsan diğer bacağını da kırarım. Kimse bana inanmaz demiştim, hatırlıyor musun?”
O an dünya başıma yıkıldı. Scooter kazası yalandı. Oğlumun bacağını kıran adam, kendi babasıydı.
Ekranda Murat, Emir’in alçılı bacağını sertçe kavradı. Emir çığlık attı. Güvenlik görevlisi ayağa fırladı.
“Bu canlı mı?” dedim titreyerek devamı icin sonrki syfaya gecinz...