“İçinde sen varsın Maya.”
Sessizce bekledim.
Mert okumaya başladı.
“Bugün yine Maya’yı ağlattım. Ama garip bir şey var… Onu her küçük düşürdüğümde kendimi güçlü hissediyorum. Çünkü kimse benim ne kadar korktuğumu bilmiyor.”
Kaşlarım çatıldı.
Mert devam etti.
“Evde babam sürekli bana bağırıyor. Annem hiç ses çıkarmıyor. Okulda güçlü görünmek zorundayım. Yoksa herkes benim de zayıf olduğumu anlar.”
Telefonu tutan elim titriyordu.
Rüya’nın sesi yıllar sonra ilk kez kulağımda yankılanıyordu ama bu kez farklıydı.
Mert sayfayı kapattı.
“Bu günlüklerde onlarca sayfa var. Ama en kötüsü şu.”
Durdu.
“Rüya, seni özellikle seçtiğini yazmış. Çünkü senin kimsen olmadığını biliyormuş.”
Göğsümde eski bir yara sızladı.
“Ve şimdi…” dedi Mert, “aynı şeyi kızımıza yapıyor.”
Uzun süre konuşamadım.
Yirmi yıl boyunca içimde taşıdığım öfke ve acı bir an için geri geldi.
Ama sonra tuvalet kabininde oturan o küçük kızı hatırladım.
Yalnız olan kızı.
“Ben ne yapabilirim?” diye sordum sonunda.
Mert şaşırmış gibiydi.
“Bilmiyorum… ama Elif’in birinin onu anladığını duymaya ihtiyacı var.”
Bir hafta sonra küçük bir kafede Elif’le buluştum.
Bana bakarken gözlerinde yıllar önceki kendimi gördüm.
Ona tuvalet kabininde yediğim öğle yemeklerini anlattım.
Ama sonunda şunu söyledim:
“İnsanlar seni küçültebilir. Ama kim olduğunu onlar belirleyemez.”
Elif o gün ilk kez gülümsedi.
Eve dönerken fark ettim ki hayat bazen en acı anılarımızı bile başka birini kurtarmak için kullanmamıza izin verir.
Ve o gün anladım.
Geçmiş beni kırmıştı.
Ama aynı geçmiş, bir başkasını ayağa kaldıracak gücü de vermişti.