ONLARI EVLAT EDİP KENDİ KIZLARIM GİBİ BÜYÜTTÜM. 20 YIL SONRA ÜÇÜNÜN DE AYNI GÜN YAPILAN DÜĞÜNÜNE GELDİ VE HİÇ BEKLEMEDİĞİMİZ BİR ŞEY YAPTI.

“Ama artık çok geçti.”

Kızım zarfı açmıştı.

Salon öylesine sessizdi ki, kâğıdın açılırken çıkardığı hışırtıyı bile duyabiliyordum.

Selen’in yüzüne baktım. Az önce yalnızca üzgün görünen kadın gitmiş, yerine dehşete kapılmış biri gelmişti.

“Lütfen,” dedi yeniden. “Bunu burada yapmayın.”

Ama kızlarım geri adım atmadı.

Yirmi yıl boyunca annelerinin neden onları bırakıp gittiğini sorgulamışlardı.

Ben elimden geldiğince cevap vermiştim.

Onlara gerçeği saklamamıştım.

Annemiz sizi istemedi, dememiştim belki ama bulduğum notu anlatmıştım.

Selen’in hastaneden kendi isteğiyle çıktığını, Bora’yla birlikte kaybolduğunu, yıllarca haber vermediğini söylemiştim.

Daha fazlasını ben de bilmiyordum.

Şimdi kızlarımın elindeki o sararmış zarf, bildiğimiz her şeyi değiştirmek üzereydi.

En büyük kızım İlay, mikrofonu dudaklarına yaklaştırdı.

“Bu mektup annemize yazılmış.”

Kalbim hızlandı.

“Kim tarafından?” diye sordum.

İlay gözlerini bana çevirdi.

“Bora tarafından.”

Salonda hafif bir uğultu yükseldi.

Selen sandalyesine tutundu.

İlay okumaya başladı.

“Selen, eğer bunu okuyorsan artık geri dönmemizin güvenli olmadığını anlamışsındır. Barlas’a gerçeği söylemek istiyorsun ama bunu yaparsan kızları da tehlikeye atarsın.”

Kaşlarım çatıldı.

Ne tehlikesi?

Ne anlatıyordu bu adam?

İlay devam etti.

“Benim sana söylediklerim doğru değilmiş. Hastanede konuştuğumuz kişi beni buldu. Borç sandığım şey borç değilmiş. Ben yıllar önce yanlış insanlara yardım etmişim. Şimdi senden ve çocuklardan bana ulaşmak için yararlanacaklarını söylediler.”

Selen’in omuzları sarsılmaya başladı.

Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.

Yıllar önce Bora’nın bazı karanlık işlere bulaştığını biliyor muydum?

Hayır.

Onu biraz savruk, biraz sorumsuz bulurdum ama hiçbir zaman tehlikeli biri olduğunu düşünmemiştim.

İlay bir an durdu.

“Devamında şöyle yazıyor.”

Bütün salon yine sustu.

“Çocukları Barlas’a bırakman doğru karardı. O onları korur. Sen geri dönersen onları senden takip ederler. Sana kızacak, senden nefret edecek ama kızlar güvende olacak. Bir gün her şey biterse geri dön. Bitmezse de onlara uzaktan bakmakla yetin.”

Başımı yavaşça Selen’e çevirdim.

“Bu ne demek?”

Selen cevap vermedi.

Yanına yürüdüm.

“Bu ne demek Selen?”

Gözlerinden yaşlar akıyordu.

“Bora başını derde sokmuştu.”

“Nasıl bir derde?”

“Önce bana da anlatmadı. Sonra doğuma birkaç hafta kala, yıllar önce yaptığı bir iş yüzünden bazı insanların onu bulduğunu söyledi.”

“Ne işi?”

Selen yutkundu.

“Bir şirketin kayıtlarını taşıyormuş. Kara para işlerine karışan insanlara ait belgeleri. Ne taşıdığını başlangıçta bilmiyormuş. Sonra fark etmiş. İşten ayrılmaya çalışınca onu tehdit etmişler.”

Öfkeyle güldüm.

“Ve sen buna inanıp üç bebeğini hastanede bıraktın?”

Selen başını kaldırdı.

“Hayır. Başta inanmadım.”

Sesi titriyordu.

“Doğumdan önceki gece bir adam hastanedeki otoparkta karşıma çıktı. Kızların isimlerini biliyordu. Senin adını biliyordu. Nerede yaşadığını biliyordu. Bana, Bora’yı polise götürürsem önce çocukları bulacaklarını söyledi.”

Boğazım düğümlendi.

Selen devam etti.

“Bora panikledi. Gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben çocukları almak istedim. Bana bunun onları doğrudan hedef hâline getireceğini söyledi.”

“Peki bıraktığın not?”

Selen gözlerini kapattı.

“Bora yazdırdı.”

İçimde yıllardır biriktirdiğim öfke kabardı.

“Yani o iğrenç sözleri sen yazmadın mı?”

“Yazdım.”

Bu cevap beni hazırlıksız yakaladı.

“Ne?”

“Ben yazdım. Ama kendi isteğimle değil.”

Salonda kimse kıpırdamıyordu.

Selen, “Bora, eğer geride duygusal bir mektup bırakırsak peşimize düşen insanların çocukların sende olduğunu anlayacağını söyledi. Bizi gerçekten onları istemeyen insanlar gibi göstermemiz gerekiyordu,” dedi gorsele do'kunun diger bölüm sonraki sayfda....

Reklamlar