Onu aramıyordum. Ama öğrencilerimden biri tatil röportajı ödevi için beni seçtiğinde, 40 yıldır beni aradığını öğrendim

Onu aramıyordum. Artık aramayı da bırakmıştım.

Hayatım yıllardır aynı ritimde akıyordu. Sabah erkenden okula gider, öğrencilerimle şiirler üzerine tartışır, teneffüslerde çay içer, akşamları da loş bir lambanın altında sınav kâğıtları okurdum. 62 yaşında insan, sürpriz beklemeyi bırakıyor. Kalbi, heyecan yerine huzura razı oluyor.

Aralık ayı geldiğinde sınıfa her yıl verdiğim ödevi yine duyurdum:

“Hayatınızdaki en anlamlı tatil anısını yaşça büyük biriyle röportaj yaparak yazın.”

Öğrencilerimden çoğu hemen anneanne, dede planları yapmaya başladı. Ama Elif ders çıkışında yanıma geldi.

“Öğretmenim, sizinle röportaj yapabilir miyim?”

Gülümsedim. “Benim tatil anılarım sıkıcıdır.”

Başını iki yana salladı. “Hiç sanmıyorum.”

Bir hafta sonra öğretmenler odasında karşıma oturdu. Telefonunu kayda aldı, birkaç sıradan soru sordu. Çocukluğum, ailem, ilk öğretmenlik yıllarım… Sonra birden sesi yumuşadı.

“Öğretmenim… Hiç yılbaşında yaşadığınız bir aşk hikâyesi oldu mu?”

Sorunun ağırlığı havada asılı kaldı.

Yıllardır o ismi zihnimin en arka rafına kaldırmıştım. Tozlu, dokunulmaz bir yere.

“Evet,” dedim sonunda. “Oldu.”

Adı Deniz’di.

17 yaşındaydık. Aynı sırada otururduk. Edebiyat kulübünde tanışmıştık. Bana mavi bir kaban hediye etmişti — “Sana gökyüzü yakışıyor,” demişti. Ön dişlerimden biri hafif kırık olduğu için gülerken elimle kapatırdım. O ise “Seni sen yapan ayrıntı bu,” diyerek gülerdi.

Mezuniyetten sonra birlikte İstanbul’a gitmeyi planlıyorduk. Üniversiteye aynı şehirde başlayacak, küçük bir ev tutacak, hayallerimizi büyütecektik.

Sonra bir gece, hiçbir şey söylemeden gittiler.

Babası bir mali skandala karışmıştı. Sabah okula gittiğimde sırada o yoktu. Evine koştum, kapıda başka bir isim vardı. Komşular “Taşındılar,” dedi. Nereye? Kimse bilmiyordu.

Bir veda bile yoktu.

O yarım kalmışlık içimde dondu. Yıllar geçti, üniversite, öğretmenlik, hayat… Ama o eksik cümle hiçbir zaman tamamlanmadı.

Elif’e bunları kısaca anlattım. Daha fazlasını anlatacak gücüm yoktu.

Bir hafta sonra sınıfa nefes nefese girdi. Elinde telefonu vardı.

“Öğretmenim… Sanırım onu buldum.”

Kanım çekildi. “Ne?”

Telefonu uzattı. Bir forum sayfası açıktı. Başlık şöyleydi:

“40 Yıldır Aradığım Kız”

Altında bir mesaj:

“Mavi kabanı vardı. Ön dişi hafif kırılmıştı. On yıllardır ilçedeki tüm okulları araştırdım ama izine rastlayamadım. Eğer onu tanıyan varsa lütfen yılbaşından önce bana ulaşsın. Ona vermem gereken çok önemli bir şey var.”

Altında eski bir fotoğraf vardı.

17 yaşındaki ben. Ve Deniz.

Zamanın içinde donmuş, gülümseyen iki çocuk.

“Bu siz misiniz?” diye fısıldadı Elif.

Boğazım düğümlendi. “Evet.”

Sınıfın uğultusu uzaklaştı. Sanki 40 yıl önceki koridorlarda yürüyordum.

Elif ciddi bir sesle sordu: “Ona yazayım mı?”

Kalbim ikiye bölünmüştü. Biri “Geçmiş geçmişte kaldı,” diyordu. Diğeri ise yıllardır sustuğu yerden bağırıyordu.

“Yaz,” dedim.

Elif kısa bir mesaj attı: “Aradığınız kişi hayatta ve burada. Sizinle konuşmak istiyor.”

Cevap o kadar hızlı geldi ki, sanki adam telefonu elinden hiç bırakmamıştı devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar