İki yıl önce Taner’le tanıştım. On yıl önce geçirdiği bir kazada bacağını kaybetmiş, aynı dönemde doğan ikiz kızlarını tek başına büyütmüş bir adamdı. İlk eşi bebekler üç aylıkken “bu hayata hazır değilim” deyip gitmiş ve bir daha geri dönmemişti. Kızlar babalarına “Süpermen” diyordu. Evlendikten sonra onun evine taşındım. Bir gün garajı temizlerken eski bir koltuğun minderleri arasına sıkışmış sararmış bir zarf buldum. İçindeki notta şu yazıyordu:
“Eğer bunu okuyorsan, bil ki sana yalan söylüyor. Kazanın olduğu gece gerçekte ne olduğunu bilmiyorsun. Kaçmak zorunda kaldım. Her zamanki gibi davran…”
Hikâye o an başladı.
Taner’e âşık olurken en çok hayran kaldığım şey gücüydü. Tek başına iki çocuk büyütmek kolay değildi. Üstelik protez bacakla… Buna rağmen hiç şikâyet etmezdi. Kızlar onun etrafında pervane olurdu. Evimizin içinde eksik olan tek şey geçmişe dair sorulardı. O konuya girildi mi, Taner cümleleri kısaltırdı.
Garaj ise evin suskun köşesiydi. Tozlu, kapalı ve sanki yıllardır açılmamış bir sandık gibi. O gün Taner kızları parka götürünce temizliğe başladım. Koltuğun arasındaki zarfı bulduğumda içime tarif edemediğim bir ürperti yayıldı. Notu okuyunca dünya bir anlığına yerinden kaydı.
“Sana yalan söylüyor.”
Kim? Taner mi? Yoksa bana anlatılan hikâyenin kendisi mi?
O akşam hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Taner kapıdan girip “Biz geldik!” dediğinde yüzüme dikkatle baktı mı, yoksa ben mi öyle sandım bilmiyorum. Kızlar günlerini anlattı, birlikte yemek yedik. Ama içimdeki ses susmadı.
Gece herkes uyuduğunda zarfı tekrar inceledim. Kâğıdın arkasında silik bir iz fark ettim. Kurşun kalemle bastırılarak yazılmış gibi… Üzerine hafifçe kurşun kalem sürdüğümde alt metin belirginleşti: bir tarih ve bir hastane adı.
Ertesi gün Taner’e kazayla ilgili belgeleri sordum. Dosyayı getirdi. Her şey tutarlı görünüyordu: yağışlı hava, direksiyon hâkimiyetini kaybetme, tek taraflı kaza. Ama dosyada dikkatimi çeken bir detay vardı: “Araçta ikinci bir yetişkin bulundu.” Yanında “kimlik tespit edilemedi” yazıyordu.
“Bu ne demek?” dedim.
Taner’in yüzü bir anlığına gerildi. “O gece çok karışıktı,” dedi. “Raporlar hep eksik olur.”
İçimdeki düğüm biraz daha sıkılaştı.
Hastaneye tek başıma gittim. Eski tarihli kayıtlara ulaşmak zor oldu ama sonunda bir hemşire, arşivdeki notlara bakmama izin verdi. Kaza gecesi Taner’le birlikte bir kadın da getirilmişti. Kadın ağır yaralıydı ama hayattaydı. Dosyada “Refakatçi olarak ayrıldı” ibaresi vardı.
Refakatçi?
Eve döndüğümde artık korkudan çok öfke hissediyordum. Akşam kızlar odalarına çekilince Taner’i salona çağırdım. Zarfı masaya koydum.
“Bu ne?” dedi, sesi kısılmıştı.
“Bilmiyorum,” dedim. “Ama kazada yalnız değildin.”
Uzun süre sessiz kaldı. Sonunda protezini çıkardı, koltuğa oturdu ve yüzünü ellerinin arasına aldı devamı icin sonrki syfaya gecinz...