Otobüsteki serseriler, köşede sessizce oturan bastonlu yaşlı teyzeyle dalga geçip cüzdanını almaya kalktılar…

"Şimdi beni iyi dinle," dedi Müzeyyen Teyze, bastonun ucunu hafifçe bastırarak. Çakal’ın nefesi kesilmiş, gözleri korkudan yuvalarından fırlayacak gibi olmuştu. Diğer iki arkadaşı müdahale etmek istedi ama kadının onlara attığı tek bir bakış, ayaklarını yere çivilemeye yetti. O bakışta bir insanın görebileceği en saf, en katı disiplin vardı. "Bu el, bu hayatta çok şey tuttu. Silah da tuttu, kalem de, evlat da... Ama asla bir hırsızın lekesini tutmadı. Eğer o cüzdana bir kez daha dokunursan, bir sonraki durakta ambulans çağırmak zorunda kalırlar. Anladın mı?"

Çakal, boğazındaki baskının şiddetiyle sadece titrek bir "Hı-hı" diyebildi. Alnından soğuk terler boşanıyordu. Karşısındaki kadının bir "teyze" olmadığını, hayatı boyunca karşılaşabileceği en tehlikeli profesyonellerden biri olduğunu o an ruhunun derinliklerinde hissetmişti.

Müzeyyen Teyze bastonunu aynı hızla geri çekti ve tekrar eski, mütevazı pozisyonuna döndü. Hiçbir şey olmamış gibi tekrar pencereye baktı. Otobüs yavaşladı, frenlerin gıcırtısı duyuldu. Bir sonraki duraktı.

Kapılar açılır açılmaz, o "şehrin efendisi" gibi davranan üç serseri, birbirlerini ezerek otobüsten dışarı fırladılar. Karanlığın içinde arkalarına bile bakmadan, sanki peşlerinde bir ordu varmış gibi kaçmaya başladılar. Duraktaki birkaç kişi onların bu panik hâline anlam veremeyerek baktı.

Otobüs tekrar hareket ettiğinde, şoför dikiz aynasından yaşlı kadına hayranlık ve şaşkınlık karışımı bir bakış fırlattı. Yolun başında korkudan başını çeviren işçi, yavaşça Müzeyyen Teyze’ye yaklaştı.

"Teyze... Sen ne yaptın öyle? Kimsin sen?" diye fısıldadı hayretle.

Müzeyyen Teyze hafifçe gülümsedi. O sert, keskin bakışlar gitmiş, yerine yine o yumuşak ifade gelmişti. Cüzdanını çantasına koyarken sessizce cevap verdi:

"Sadece saygıyı unutanlara, sessizliğin zayıflık olmadığını hatırlattım evladım. Gerçek güç, kaba kuvvette değil, o kuvveti ne zaman ve nasıl kullanacağını bilmekte yatar."

Otobüs gecenin içinde süzülmeye devam etti. Müzeyyen Teyze son durağa geldiğinde bastonuna dayanarak yavaş adımlarla indi. Arkasında bıraktığı sessizlik, serserilerin gürültüsünden çok daha derin ve anlamlıydı. Şehir, o gece bir kez daha öğrenmişti: En durgun sular, en derin uçurumları gizlerdi.
Reklamlar