“Hiç değilse her şeyin nerede olduğunu bilirim,” derdi gülümseyerek.
O gece çekmeceyi açarken ellerim titriyordu.
İçinde küçük, eski bir cüzdan vardı — şu an kullandığı değil, daha eski bir tane.
Derisi zamanla yumuşamış, kenarları aşınmıştı. Onu tanımıyordum. Sadece bu bile kalbimin hızlanmasına yetti.
İçinde para yoktu.
Sadece anahtarlar vardı.
Birkaç tane.
Ve biri oraya ait değildi.
Yakındaki bir eşya depolama tesisine ait plastik bir etiketi vardı; üzerine siyah kalemle depo numarası yazılmıştı.
Mideme keskin bir sancı girdi, başım dönecek gibi oldu.
Otuz bir yıllık evliliğimiz boyunca Murat bir depo kiraladığından hiç söz etmemişti.
Her şeyi paylaştığımızı sanıyordum — faturalar, randevular, hatta geceleri ter içinde uyandığında gördüğü kâbuslar bile.
Yedek araba anahtarını aldım.
Tereddüt ettim.
Sonra depo anahtarını da aldım.
“Sadece bakacağım,” dedim kendi kendime. “Bunu bilmeye hakkım var.”
Cüzdanı yerine koydum, hastane için eşyalarını hazırladım ve geri döndüm.
Hâlâ baygındı.