Otuz Bir Yıllık Evliliğin Ardından Ona Söylemeden Oraya Gittim



“Hiç değilse her şeyin nerede olduğunu bilirim,” derdi gülümseyerek.

O gece çekmeceyi açarken ellerim titriyordu.

İçinde küçük, eski bir cüzdan vardı — şu an kullandığı değil, daha eski bir tane.


Derisi zamanla yumuşamış, kenarları aşınmıştı. Onu tanımıyordum. Sadece bu bile kalbimin hızlanmasına yetti.

İçinde para yoktu.

Sadece anahtarlar vardı.

Birkaç tane.

Ve biri oraya ait değildi.

Yakındaki bir eşya depolama tesisine ait plastik bir etiketi vardı; üzerine siyah kalemle depo numarası yazılmıştı.

Mideme keskin bir sancı girdi, başım dönecek gibi oldu.

Otuz bir yıllık evliliğimiz boyunca Murat bir depo kiraladığından hiç söz etmemişti.

Her şeyi paylaştığımızı sanıyordum — faturalar, randevular, hatta geceleri ter içinde uyandığında gördüğü kâbuslar bile.

Yedek araba anahtarını aldım.

Tereddüt ettim.

Sonra depo anahtarını da aldım.

“Sadece bakacağım,” dedim kendi kendime. “Bunu bilmeye hakkım var.”

Cüzdanı yerine koydum, hastane için eşyalarını hazırladım ve geri döndüm.

Hâlâ baygındı.


Yanında durup elini tuttum. İçimde suçluluk aradım. Ama bulduğum şey kararlılıktı.

“Seni seviyorum,” diye fısıldadım. “Ama gerçeği bilmem gerekiyor.”

Hastaneden çıkınca eve gitmek yerine depo tesisinin adresini telefonuma yazdım.

Bina şehrin kenarındaydı — floresan ışıkların altında uzanan metal kapı sıraları.

Depo kapısını açtım.

Ve dizlerim neredeyse çözüldü.

İçeride Murat’ın el yazısıyla etiketlenmiş düzenli kutular vardı. Plastik saklama kapları. Fotoğraf albümleri. Askıya asılmış bir takım elbise kılıfı. Havada toz ve eski kâğıt kokusu vardı.

En yakındaki kutuyu açtım.

Fotoğraflar.

Murat vardı içlerinde — daha genç, ama şüphesiz oydu. Aynı gülümseme. Aynı duruş. Ellerini cebine sokma alışkanlığı bile aynıydı.

Ama yalnız değildi.

Yanında bir kadın duruyordu.

Fotoğrafların üzerindeki tarihler kalbimi hızlandırdı.

Onunla tanışmamdan önceye aittiler.

Bir kutunun üzerine oturdum ve karıştırmaya devam ettim.


Üzerlerinde ikisinin de adı yazan düğün davetiyeleri vardı. Birlikte imzalanmış bir kira sözleşmesi. “Murat ve Aylin’e” hitaben yazılmış kartlar.

Ve sonra — bir ölüm belgesi.

Aylin’in.

Ölüm nedeni resmî ve soğuk bir dille yazılmıştı; hiçbir şeyi gerçekten açıklamıyordu.

“Hayır,” diye fısıldadım. “Hayır.”
Reklamlar