Nasreddin Hoca bir gün pazardan büyük, parlak bir duvar saati almış. Eve getirince hanımı şaşkınlıkla sormuş:
“Hocam, bizim evde zaten bir saat vardı. Buna neden para verdin?”
Hoca gururla cevap vermiş:
“Eskisi zamanı gösteriyordu, bu ise misafirlere ne kadar dakik olduğumuzu gösterecek!”
Saati duvara asmışlar. Ertesi sabah Hoca, komşusu Ali’yi kahvaltıya çağırmış. Ali kapıyı çaldığında Hoca henüz yataktaymış. Hanımı kapıyı açıp misafiri içeri almış, sonra da Hoca’yı uyandırmaya gitmiş.
“Misafirin geldi, kalk artık!”
Hoca gözlerini ovuşturmuş.
“Daha erkendir. Yeni saatimiz kaç diyor?”
Hanımı saate bakmış.
“Dokuzu on geçiyor!”
Hoca yorganı başına çekmiş.
“Öyleyse Ali erkenden gelmiş. Saati yanlış ayarlamış olmalı!”
Öğleye doğru Hoca kahveye gitmiş. Kahvedekiler yeni saatini duymuş, onu tebrik etmişler. İçlerinden biri sormuş:
“Hocam, bu saat geri kalır mı?”
Hoca sakalını sıvazlamış.
“Bilmiyorum, daha hiç arkasından koşmadım!”
Herkes gülmüş. Tam o sırada kahveci, Hoca’ya bir borcunu hatırlatmış.
“Hocam, geçen ay içtiğin kahvelerin parasını hâlâ vermedin.”
Hoca hemen cebinden saatini çıkarmış gibi yapıp duvardaki hayalî bir saate bakmış.
“Vakit çok geç olmuş! Borç konuşmayı yarına bırakalım.”
Kahveci kollarını kavuşturmuş.
“Yarın da aynı şeyi söylersen?”
Hoca gülümsemiş:
“O zaman yeni saatime sorarız. Belki borcun vadesini de gösteriyordur!”
Akşam eve dönerken Hoca, saat ustasına uğramış. Saati biraz ileri aldığını söyleyip düzeltmesini istemiş. Usta saati incelemiş.
“Hocam, bu saat bozuk değil. Siz akreple yelkovanı yanlış okumuşsunuz.”
Hoca başını sallamış.
“Ben de zaten onu denemek için getirdim. İnsan aldığı malı kontrol etmeli!”
Usta gülerek saati düzeltmiş. Hoca eve döndüğünde hanımı sofrayı hazırlıyormuş.
“Bugün saat sayesinde ne öğrendin?” diye sormuş.
Hoca ciddi bir tavırla cevap vermiş:
“Zaman değerlidir hanım. Hele borç ödeyeceğin zaman daha da hızlı geçer!”
Tam o sırada kapı çalmış. Gelen, alacağını almaya gelen bakkalmış.
“Hocam, geçen haftaki alışverişin hesabı?”
Hoca duvardaki saate bakmış.
“Bakkal efendi, saat tam yemek vakti olduğunu söylüyor. Önce birlikte yemek yiyelim, sonra hesabı konuşuruz.”
Bakkal sofraya oturmuş, karnını doyurmuş. Kalkarken hesabı yeniden hatırlatmış.
Hoca gülümsemiş:
“Bak, saat ne kadar doğruymuş! Yemek bitti, şimdi de misafir gitme vakti geldi!”
Bakkal kahkaha atmış ama parasını almadan gitmemiş. Hoca sonunda cüzdanını çıkarıp borcunu ödemiş.
Hanımı şaşırmış:
“Demek saat gerçekten işe yaradı!”
Hoca başını sallamış:
“Elbette. Bana zamanı değil, borçların peşimi bırakmayacağını öğretti!”
Ertesi gün Hoca saati komşularına göstermek için meydana götürmüş. Herkes saatin etrafına toplanmış. Muhtar sormuş:
“Hocam, bu saat doğru zamanı gösteriyorsa köy toplantısına da geç kalmazsın artık.”
Hoca hemen cevap vermiş:
“Toplantıya geç kalmam, ama toplantı uzarsa saatimi eve gönderirim!”
Muhtar gülmüş.
“Peki, saatini nasıl göndereceksin?”
Hoca omuzlarını kaldırmış.
“Çok kolay. Yelkovanı çıkarır, akrebi de peşinden yollarım!”
Kalabalık kahkahaya boğulmuş. O sırada köyün öğretmeni yaklaşmış ve saati incelemiş.
“Hoca, bunun alarmı var mı?”
“Var elbette,” demiş Hoca. “Hanımım sabah beni uyandırırken öyle bir bağırıyor ki bütün köy alarmı duyuyor!”
Öğretmen gülerek, “O zaman bu saati neden aldın?” diye sormuş.
Hoca saati koltuğunun altına sıkıştırmış:
“Hanımın sesini ölçemiyorum ama bunun kaç dakika erken olduğunu öğrenebilirim!”
O günden sonra Hoca saati her gün kurmuş; fakat borç isteyen biri kapıyı çaldığında hemen duvara bakıp şöyle dermiş:
“Üzgünüm, saat bugün tatilde. Yarın tekrar gelin!”
Gülerek kapıyı hemen kapatırmış.