Sandık, yıllar sonra tesadüfen bulunduğunda, İzmir’in unutulmuş bir depoda paslı zincirlerle kapatılmıştı. İçinden çıkan eşyalar, sıradan bir antikacının bırakacağı şeyler değildi. Eski deniz haritaları, üzerinde garip işaretler olan pusulalar ve Mehmet’in el yazısıyla yazılmış, yarım kalmış bir günlük… Günlüğün ilk sayfalarında sıradan notlar vardı: dükkânın gelirleri, alınacak eşyalar, çocukluk hatıraları. Ama ilerleyen sayfalarda yazılar kararmış, kelimeler titrekleşmişti.
“Beni izliyorlar,” diye başlamıştı bir cümle. “Sahildeki ışıklar boşuna değil. Her gece daha da yaklaşıyorlar.”
Bu satırlar, Mehmet’in kaybolduğu gece sahilde görülen ışıklarla birleşince, olayın basit bir kayboluş olmadığını düşündürdü. Günlükteki son sayfa ise yarım kalmıştı: “Sandığı saklamalıyım. Eğer bulurlarsa…” Cümle burada kesiliyordu. Devamı snraki syfada..