Şehirli bir zengin çocuk köyden fakir bir kız almak ister ama babasının isteyeceği başlık parası herkesi şaşırtır
Şehir ışıkları altında büyümüş olan Kerem, hayatı boyunca her istediğine kolayca ulaşmıştı. Babası ülkenin en büyük inşaat firmalarından birinin sahibiydi; annesi ise seçkin davetlerin aranan ismiydi. Kerem lüks sitelerde, özel okullarda, pahalı arabalarda büyümüştü. Ama bütün bu bolluğun içinde, kalbinde hep bir eksiklik vardı. İnsanların ona değil, soyadına baktığını fark edecek kadar olgunlaşmıştı. Bir gün, babasının yeni bir proje için gittiği Kavaklıdere Köyü’ne onunla birlikte gitti. Kerem için bu yolculuk sıradan bir kaçıştı; biraz hava almak, şehirden uzaklaşmak istiyordu. Köye vardıklarında toprak yollar, kerpiç evler ve sade bir hayat karşıladı onu. İlk anda yabancılık çekti ama sonra gözleri bir noktaya takıldı.
Köy çeşmesinin başında, elinde bakır testisiyle duran Zehra.
Zehra’nın üzerinde eski ama tertemiz bir elbise vardı. Saçları örülüydü, yüzü güneşten hafifçe esmerleşmişti ama gözleri… gözleri şehirde hiç görmediği kadar derin ve sakindi. Kerem o an, hayatında ilk kez kalbinin bu kadar hızlı attığını hissetti. Günler geçtikçe Kerem, bahanelerle köyde dolaşmaya başladı. Zehra’yı tarlada çalışırken, koyunları güderken, yaşlı komşulara yardım ederken gördü. Zehra fakirdi ama onurluydu. Annesi yıllar önce vefat etmiş, babası Hasan Ağa ise köyün en gururlu ama en yoksul adamlarından biriydi. Zehra, tüm yükü sessizce sırtlanmıştı. Kerem ile Zehra’nın yolları bir gün çeşme başında kesişti. Kısa bir sohbetle başlayan konuşmalar, gün geçtikçe derinleşti. Kerem şehirden, Zehra köyden bahsediyordu. İki ayrı dünyanın insanıydılar ama kalpleri aynı dili konuşuyordu. Kerem, Zehra’ya âşık olduğunu anladığında hiç tereddüt etmedi. Babasına her şeyi anlattı. — “Baba, ben bu kızla evlenmek istiyorum.” Babası önce güldü. — “Oğlum, heves işte. Geçer. Sen şehirli bir ailesin, köylü kız sana göre değil.” Ama Kerem kararlıydı. İlk kez bir şey için bu kadar diretmişti. Babası sonunda pes etti ama şartla: — “Önce babasıyla konuşalım. Bakalım ne isteyecek.” Hasan Ağa, kızına talip gelmesine şaşırmıştı. Şehirli, zengin bir ailenin oğluydu Kerem. Ama Hasan Ağa, yoksul olmasına rağmen gururundan asla ödün vermezdi. Kızını parayla ölçen biri değildi, ama hayat ona sert davranmıştı. Kız isteme günü geldi. Kerem’in ailesi köydeki mütevazı eve geldiğinde, herkes büyük bir başlık parası beklendiğini düşünüyordu. Ama kimse Hasan Ağa’nın isteyeceklerinden haberdar değildi. Kerem’in babası söze girdi: — “Hasan Ağa, Allah’ın emriyle kızını oğlumuza istiyoruz. Ne istersen söyle.” Hasan Ağa başını kaldırdı, gözleri Kerem’in gözlerine kilitlendi. Ev sessizliğe gömüldü. — “Ben para istemem,” dedi. Herkes rahatladı derken Hasan Ağa devam etti: — “Ama başlık param var.” Kerem’in babası cüzdanına uzanacak gibi oldu..Devamı sonrki syfda..
— “Kızımın başlığı para değil,” dedi Hasan Ağa. “Şaşıracaksınız ama dinleyin.”
Herkes dikkat kesildi.
— “Bir: Kızım üniversite okuyacak. Şehirde değil, istediği yerde. Masraflarını kısılmadan karşılayacaksınız.”
— “İki: Zehra çalışmak isterse kimse engel olmayacak.”
— “Üç: Bir gün bu evliliği bırakmak isterse, kapı yüzüne kapanmayacak.”
— “Dört: Ona bir kez bile bağırırsan, köyün bu yaşlı adamı karşısında durur.”
O an odadaki herkes donup kaldı. Kimse böyle bir başlık parası beklemiyordu. Ne altın, ne para, ne mal… Sadece insanlık.
Kerem’in babası ilk kez utandı. Hayatı boyunca parayla her kapıyı açmıştı ama bu istekler onu çaresiz bırakmıştı.
Kerem ayağa kalktı.
— “Baba, ben bunların hepsini zaten yapmak istiyorum.”
Kerem’in babası derin bir nefes aldı.
— “Hasan Ağa… Bu başlık parası, ödediğim en ağır ama en onurlu bedel.”
Zehra’nın gözleri dolmuştu. Babası kızını satmıyor, geleceğini koruyordu.
Düğün sade ama mutluluk dolu oldu. Köyde davullar çalındı, şehirden gelenler ilk kez bu kadar içten bir sevinç gördü. Zehra beyaz gelinliğiyle köy yolunda yürürken, Kerem ona hayranlıkla bakıyordu.
Evlilikten sonra Zehra üniversiteye başladı. Kerem her gün onunla gurur duydu. Zehra ise köyünü unutmadı; mezun olduktan sonra köye döndü ve kız çocukları için bir eğitim merkezi açtı. Kerem babasının şirketinde çalışmak yerine bu projeye destek oldu.
Yıllar sonra Hasan Ağa, torununu kucağına aldığında sessizce şunu söyledi:
— “Ben başlık parası değil, kızımın mutluluğunu istemiştim.”
Kerem ile Zehra, iki farklı dünyanın aslında sevgiyle birleşebileceğini herkese gösterdi. Şehirli zengin bir çocukla köyden fakir bir kızın hikâyesi, dilden dile anlatılan bir mutluluk masalına dönüştü.