Sekiz Yıl Sonra Okul Koridorunda Karşılaştığım Mucize: Öldü Sanılan İkizin Sırrı

Okula varıp müdürün odasına adım attığımda gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi. Karşımda Can’ın birebir kopyası duruyordu; aynı gri gözler, aynı çene yapısı, hatta kaşının kenarındaki o küçük ben… Müdür, Efe’nin Can’a “Bana kızabilirsin ama ben senin ikizinim” dediğini ve kavgadan bu yüzden gözlerinin morardığını söyledi.

Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken kapı açıldı ve içeri kız kardeşim Berna girdi. Berna ile Can doğduğundan beri konuşmuyorduk. Murat bana, Berna’nın çocuğu olamadığı için Can’ı görmeye dayanamadığını söylemişti. Oysa şimdi Berna gözlerimin içine bakıyor ve şaşkınlıkla, “Murat sana gerçekten hiçbir şey anlatmadı mı?” diye soruyordu.

Müdür çocukları dışarı çıkardıktan sonra acı gerçek ortaya çıktı. Sekiz yıl önce ben hastanede baygınken Murat, Berna’ya giderek iki bebeğin de yaşadığını söylemiş. Ancak benim iki bebeğe bakmaktan korktuğumu ve birini Berna’nın büyütmesini vasiyet ettiğimi iddia etmiş. Hatta altına benim adıma sahte bir imza attığı bir mektup bile göstermiş! Beni ise Berna’nın bizi terk ettiğine inandırmıştı.

Berna el çantasından sekiz yıldır sakladığı o mektubu çıkardı. Mektupta bana ait olmayan ama benim imzamı taklit eden ifadeler vardı. En önemlisi, mektupta Berna’ya hitaben sadece Murat’ın kullandığı çocukluk lakabı yazılıydı. Mektubun sahte olduğunu anladığımız an ikimizin de dünyası başına yıkıldı. Murat sekiz yıl boyunca bizi birbirimize düşman etmiş, ortak hesabımızdan Berna’ya gizlice para aktararak onu uzak tutmuştu.

Gerçeği belgelemek için hastane kayıtlarını, banka dekontlarını ve Murat’ın iki bebeği kucağında tuttuğu o gizli fotoğrafı topladık. Artık hesap sorma vakti gelmişti…Salı akşamı ailemizin evlilik yıldönümü yemeği vardı. Murat, Berna’nın yıllardır olduğu gibi yine gelmeyeceğinden emindi. Ancak kapı açılıp Berna, elinde Efe’nin eliyle içeri girdiğinde Murat’ın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu.

“Bu kadın buraya huzursuzluk çıkarmaya gelmiş!” diye bağırdı Murat.

Hiçbir şey söylemeden masanın üzerine belgeleri koyduk: Sahte mektup, hastane raporları ve ortak hesabımızdan Berna’ya aktarılan paraların dökümü. Babam mektubu eline aldı, dikkatle inceledi ve “Bu kâğıt Murat’ın eski ofisindeki özel antetli kâğıt” dedi.

Annem gözyaşlarına boğuldu. Yıllardır Murat’ın yalanlarına inandıkları için Berna’dan ve benden özür diledi. Babam, Murat’ı aile şirketindeki tüm ortaklıklardan tek celsede çıkardı. Çevresindeki herkes tarafından dışlanan Murat, kurduğu yalan çemberinin altında ezilip gitti.

Ancak en zor kısım Murat ile yüzleşmek değil, Berna ile kuracağımız yeni düzendi. Berna, Efe’yi sekiz yıl boyunca sevgiyle büyütmüştü. Onun ilk adımlarını, ilk kelimelerini, korkularını biliyordu. Ben ise oğlumu doğurmuş ama onun sekiz yılına hasret kalmış bir anneydim.

Berna ile baş başa oturduk. “Senin yerini almaya çalışmıyorum. Sadece oğlumu tanımak ve kardeşimi geri kazanmak istiyorum,” dedim. Berna gözyaşları içinde başını salladı. “Yavaş yavaş ve dürüstçe yapacağız,” diye söz verdi.

Süreci zamana yaydık. İkizler önce hafta sonları anneannelerinin evinde bir araya gelmeye başladı. İlk başlarda birbirleriyle yarışsalar da kısa sürede aralarındaki kopmaz bağı keşfettiler. İkisi de aynı yemeklerden nefret ediyor, uyurken tek ayaklarını yorgandan dışarı çıkarıyordu. Zamana bıraktığımız bu süreçte iki kardeş birbirine kenetlendi.

Aylar sonra annem koridora yeni bir aile fotoğrafı astı. Fotoğrafta Murat yoktu. Ben ve Berna, ikizlerin arkasında gururla duruyorduk ve ikizler ellerimizi tutuyordu.

Bizden sekiz yıl, güven ve güzel anılar çalınmıştı. Ancak hakikat en sonunda gün yüzüne çıktı. Gerçek bir aile olmak için kimsenin hayatımızdan silinmesine gerek yoktu; sevgi paylaştıkça büyüdü ve biz imkânsız görünen bu acıyı birlikte sararak mucizemize sahip çıktık.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar