Sınıf arkadaşları, yedi yaşındaki küçük bir kızla sadece babası baba-kız gecesine gelemediği için alay ediyordu.

Sınıf arkadaşları, yedi yaşındaki küçük bir kızla sadece babası baba-kız gecesine gelemediği için alay ediyordu.

Diğer çocuklar babalarıyla dans ederken, o dans pistinin ortasında tek başına duruyor, bekliyordu… ve sonra kimsenin hayal edemeyeceği bir şey oldu.

O akşam okulun spor salonu ışıklar, müzik ve neşeyle doluydu ama küçük bir kız için her şey bambaşkaydı.

45 yaşındaki bir kadın duvar kenarında duruyor, yedi yaşındaki kızı Elif’i izliyordu. Elif, birkaç gün önce birlikte seçtikleri lavanta rengi elbiseyi giymişti. Aynanın karşısında dönerek “Gerçek bir prenses gibi miyim?” diye sormuştu. Annesi gülümseyerek “Evet” demişti, ama içinde kalbi kırılmıştı.

O sabah Elif, annesinin en çok korktuğu soruyu sormuştu.

“Babam birazcık gelebilir mi?”

Anne cevap verememişti. Çünkü Elif’in babası artık onların hayatında değildi. Ama bunu o an söylemek, kızının içindeki o ışığı söndürmek demekti. Bu yüzden umutla buraya gelmişlerdi.

Başta Elif annesinin yanında durdu, diğer kızların babalarıyla dans edişini izledi. Kahkahalar, müzik ve dönen elbiseler arasında küçük bir gölge gibi kalmıştı.

Sonra annesinin elini bıraktı.

Kapının yanına gideceğini söyledi. “Babam gelirse beni hemen görsün,” dedi.

Anne onu durduramadı. Sadece uzaktan izledi.

Elif bekledi. Kapı her açıldığında başını kaldırdı, gözleri parladı… sonra tekrar sönüyordu. Dakikalar ağır ağır geçiyordu.

Anne artık dayanamayacak noktaya gelmişti. Kızını alıp gitmeye karar vermek üzereydi.

Tam o anda Melisa yaklaştı. Sahte bir gülümsemeyle Elif’e eğildi ve sözleriyle onu incitti.

“Baban yoksa burada olmamalısın,” dedi.

Salon sessizleşti. Ama kimse müdahale etmedi.

Elif hiçbir şey söylemedi. Sadece elbisesini sıktı, başını eğdi.

İşte tam o anda kapı açıldı.

İçeri uzun boylu, üniformalı bir adam girdi. Üzerinde resmi bir kıyafet vardı; omuzlarında yılların yükünü taşıyan biri gibi duruyordu. Salonun ışıkları bir an onun üzerinde toplandı.

Adam durdu, etrafına baktı. Sanki birini arıyordu.

Elif başını kaldırdı. Bu kez diğerlerinden farklıydı. Kalbi hızlı atmaya başladı.

Adamın gözleri kalabalığın içinde dolaştı ve bir anda Elif’te durdu.

Yavaş adımlarla ona doğru yürümeye başladı.

Herkes nefesini tutmuştu.

Melisa bile geri çekildi.

Adam Elif’in önünde durdu. Bir an eğildi, göz hizasına indi.

“Sen Elif misin?” diye sordu yumuşak bir sesle.

Elif tereddüt etti ama başını salladı.

“Ben babanın arkadaşıyım,” dedi adam. “Bugün buraya gelmemi o istedi.”

Salon bir anda daha da sessizleşti.

Anne yerinde donup kalmıştı. Böyle bir şey beklemiyordu.

Adam devam etti:

“Baban şu an burada olamıyor. Ama sana verdiği sözü tutmak istedi. Bu gece seni yalnız bırakmak istemedi.”

Elif’in gözleri doldu.

“Gerçekten mi?” diye fısıldadı.

Adam gülümsedi. “Gerçekten.”

Sonra elini uzattı gorsele ilerleyniz devamı sonrki sayfada...

Reklamlar