Teyzem, babaannemle dedemin hayallerindeki düğün için biriktirdikleri parayı çaldı.
Babaannemle dedem elli üç yıllık evliydi. Hâlâ sabah kahvesini aynı fincandan yudumlar, akşam haberlerini yan yana, diz dize izlerlerdi. Ama hiç düğünleri olmamıştı. Dedem askere gitmeden bir hafta önce belediyede nikâh kıymışlar; ne gelinlik vardı ne davul zurna. Dedem sakız kâğıdından yaptığı yüzüğü babaannemin parmağına takmış, “Dönünce sana gerçek bir düğün yapacağım,” demişti. Hayat araya girmiş, çocuklar büyümüş, torunlar olmuş… ama o düğün hiç yapılmamıştı.
İki yıl önce babaannem bir akşam çay içerken göz kırparak, “Biz o düğünü yapacağız,” dedi. Küçük bir kır bahçesi, aile arasında sade bir tören… Hepsi buydu. Emekli maaşlarından artırdıkları parayı mutfak dolabındaki çiçekli teneke kutuya koymaya başladılar. Ben de biliyordum; her bayram harçlığımı almayıp o kutuya atıyordum.
Bahar geldiğinde neredeyse 150.000 TL birikmişti.
Sonra bir sabah babaannem beni ağlayarak aradı.
“Canım… para yok.”
Koşa koşa gittim. Teneke kutu masanın üstündeydi. Kapağı açık, içi boş. Dedem pencerenin önünde sessizce duruyor, elleri arkasında kenetlenmişti. Evde bir önceki akşam sadece bir kişi vardı: teyzem Deniz.
Deniz, kızı Burcu’nun üniversiteye başlayacağını ve “mutlaka araba gerektiğini” söyleyip duran teyzem.
O gün Burcu’nun sosyal medyasına baktım. Parlak kırmızı bir arabanın önünde poz vermişti. “Yeni arabam! Çok şükür ” yazıyordu.
Teyzemi aradım.
“Abartma,” dedi rahat bir sesle. “Bu yaştan sonra ne düğünü? Hem Burcu’nun geleceği daha önemli.”
Telefonu kapattığımda içimde bir şeyler kırılmıştı. Ama o kırıkların arasından bir fikir doğdu.
Ertesi gün teyzemi aradım. Sesim yumuşaktı.
“Deniz abla, babaannemle dedem için küçük bir aile yemeği yapıyorum. Moral olsun diye. Tatlı getirir misin?”
Hemen kabul etti.
O akşam ev kalabalıktı. Annem, dayım, kuzenler… herkes sofradaydı. Babaannem zoraki gülümsüyor, dedem sessizce çorbasını karıştırıyordu. Deniz ise her zamanki gibi neşeliydi. Elinde baklava tepsisiyle geldi, Burcu’nun arabasından uzun uzun bahsetti.
Yemek bitince ayağa kalktım.
“Bir sürprizim var,” dedim.
Salondaki televizyonu açtım. Ekranda Burcu’nun paylaştığı fotoğraf belirdi. Ardından güvenlik kamerası görüntüsü… Evet, bir hafta önce dedemlerin apartman girişine küçük bir kamera taktırmıştım. Kimseye söylememiştim. Görüntüde Deniz, gece geç saatte elinde çantayla merdivenlerden çıkıyor, yarım saat sonra aceleyle iniyordu.
Salonda sessizlik çöktü.
Deniz’in yüzü soldu. “Bu da ne?” diye fısıldadı.
“Devamı var,” dedim.
İkinci görüntüde mutfak kapısının aralığından içeri süzülen gölgesi seçiliyordu. Net değildi ama saat ve tarih ortadaydı. Aynı gece, para kaybolmadan birkaç saat önce devamı icin sonrki syfaya gecinz...