Torun, dedesinin mezarını kazdı ve altında gizli bir kapı keşfetti: kapıyı açtığında attığı çığlık tüm mezarlıkta yankılandı

İçeriden uzun, zayıf bir figür çıktı.

El fenerinin ışığı yüzüne vurduğunda Emre donup kaldı.

Çünkü o yüz…

Dedesi Hasan’ın yüzüydü.

Ama gençti. Çok daha genç.

Adam sakin bir şekilde Emre’ye baktı.

“Sonunda geldin.” dedi.

Emre geri çekildi.

“Sen… ölmüştün…”

Adam gülümsedi.

“Hayır. O sadece eski bedenimdi.”

Salonun etrafındaki kavanozları gösterdi.

“Bunlar başarısız olanlar. Ama sonunda doğru yolu buldum.”

Emre’nin dizleri titremeye başladı.

“Beni buraya neden çağırdın?”

Hasan yavaşça yaklaştı.

“Çünkü artık yalnız çalışamayacak kadar yaşlandım.”

Bir an durdu.

“Ve bir beden daha lazım.”

Emre korkuyla geri çekildi.

Ama o anda arkasındaki kemik kapı kapanmıştı.

Hasan defteri masadan aldı ve Emre’nin eline verdi.

“Artık sır sana ait.” dedi.

Sonra fısıldadı:

“Ve unutma… ölüm sadece kapıdır.”

Tam o anda salonun her yanındaki kavanozlar aynı anda titremeye başladı.

İçlerindeki küçük bedenlerin gözleri birer birer açıldı.

Emre o gece mezarlıktan çıktığında yağmur hâlâ yağıyordu.

Ama artık kasabada Hasan’ın mezarı boştu.

Ve tepedeki eski konakta…

O geceden sonra iki kişi yaşamaya başladı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar