Uçağa binmiştim ki pilotun sesini duydum


Mehmet, elini dizinin üzerine koymuştu; parmaklarını, sanki bir türlü düzelmeyen bir şeyi düzeltmeye çalışıyormuş gibi oynatıyordu. O her zaman çözüm bulan kişiydi — elinde mutlaka bir plan, bir parça bant olurdu.

Ama bugün… adımı bir kez bile söylememişti.

O sabah, o dar koltuk sırasında, bana birlikte bir hayat kurduğum adamdan çok, eskiden tanıdığım biri gibi geliyordu. İkimiz de aynı kişiyi kaybetmiştik; ama yasımız sessiz, ayrı akıntılar gibi ilerliyor, birbirine hiç dokunmuyordu.

“Biraz su ister misin?” diye yumuşak bir sesle sordu.

Sanki bu soru, dağılmamı engelleyebilirmiş gibi.

Oğlunu toprağa vermek için yola çıkan Meral, uçak hoparlörlerinden gelen geçmişe ait bir sesi duyar. Yasla başlayan bu yolculuk, beklenmedik bir dönemece girer ve insana şunu hatırlatır: Kayıpların içinde bile hayat, yeniden bir amaçla geri dönebilir.

Benim adım Meral. Altmış üç yaşındayım. Geçen ay, oğlumu toprağa vermek için Erzurum’a giden bir uçağa bindim.

Mehmet, elini dizinin üzerine koymuştu; parmaklarını, sanki bir türlü düzelmeyen bir şeyi bastırmaya çalışıyormuş gibi oynatıyordu. O her zaman çözüm üreten kişiydi — elinde mutlaka bir plan, bir çare olurdu.

Ama bugün… adımı bir kez bile anmamıştı.

O sabah, o dar koltuk sırasında, bana birlikte bir hayat kurduğum adamdan çok, eskiden tanıdığım biri gibi geliyordu. Aynı kişiyi kaybetmiştik ama yasımız, sessiz ve ayrı akıntılar gibi ilerliyor; birbirine hiç değmiyordu.

“Biraz su ister misin?” diye yumuşakça sordu.
Sanki bu soru, dağılmamı engelleyebilirmiş gibi.

Başımı salladım. Boğazım, en ufak bir şefkati bile kabul edemeyecek kadar kuruydu.

Uçak hareket etmeye başladı. Kendimi tutabilmek için gözlerimi kapattım, parmaklarımı kucağıma bastırdım. Motorların uğultusu yükseldikçe, göğsümde biriken baskı da arttı.


Reklamlar