BÖLÜM 1
İstanbul’dan New York’a giden uçuş, kalkıştan hemen önce yolcularla dolmuştu. Dışarıda pistin üzerinde ince bir yağmur parlıyordu; içeride ise klimalı kabinde pahalı parfümlerin, deri koltukların ve görünmez bir ego geriliminin kokusu birbirine karışmıştı.
Ön sıradaki 2A numaralı cam kenarı koltukta genç bir kadın sessizce oturuyordu. Adı Elif Karahan’dı. 32 yaşındaydı. Yüzünde makyaj yoktu, saçları sade bir topuzla toplanmıştı. Üzerinde beyaz pamuklu, son derece sade bir elbise vardı. Elinde eski bir kitap tutuyor, yanında hiçbir lüks çanta ya da gösterişli aksesuar taşımıyordu.
Bu görüntü kaptan Arda Yılmaz’ın dikkatini çekmişti.
Arda Yılmaz, Türkiye’nin en prestijli özel havayolu şirketinde yıllardır uçan deneyimli bir kaptandı. Üniforması kusursuzdu, sesi emrediciydi ve insanların çoğunlukla onun önünde geri adım atmasına alışmıştı. O gün ise kafasını meşgul eden şey uçuş prosedürleri değil, eşi Selin Yılmaz’dı.
Selin, ağır ipek bir şal, dikkat çekici takılar ve lüks gözlükleriyle kabin bölümünde dolaşıyor, çalışanlara sert çıkışıyordu. Cam kenarı 2A koltuğunu istiyordu; çünkü New York’a iniş sırasında manzaranın oradan daha güzel göründüğünü düşünüyordu. Az önce iki kabin memurunu azarlamıştı.
“Arda,” dedi Selin, sesi düşük ama keskin bir zehir taşıyordu, “ben senin eşinim. Beni nasıl böyle biriyle aynı kefeye koyarsın?”
Arda, Elif’e baktı. İçinden hızlı bir yargıya vardı. Muhtemelen orta sınıftan bir yolcu olduğunu, bir kampanya ya da özel indirimle business sınıfa geçmiş olabileceğini düşündü. Üzerindeki sadelik, onun gözünde “bu koltuğa ait değil” hissine dönüşmüştü.
Birkaç sıra geride, durumu izleyen bir adam vardı. Bu kişi şirketin genel müdürü Mehmet Demir’di. Yüzü solgundu, çünkü kaptanın karşısındaki kadının kim olduğunu çok iyi biliyordu: Elif Karahan.
Elif, bu havayolu şirketinin sahibiydi. Yaklaşık altı ay önce şirketi satın almıştı. Teknik olarak kaptanın kariyeri de onun imzasına bağlıydı.
Ama Elif kimliğini gizlemeyi tercih etmişti. Ailesinden büyük bir servet kalmıştı; buna rağmen gösterişten uzak yaşamayı seçmiş, sıradan bir yolcu gibi uçmayı alışkanlık haline getirmişti. Hastanelere bağış yapmış, Anadolu’daki köylere okullar kurmuş, batmak üzere olan şirketleri kurtarmış ve bu havayolunun iflastan çıkmasını sağlamıştı.
Yine de sık sık sıradan yolcu gibi seyahat ediyor, çalışanların yolculara nasıl davrandığını bizzat gözlemliyordu.
Arda, Elif’in önünde durdu.
“Hanımefendi, koltuk planlamasında bir karışıklık olmuş. Sizi ekonomi sınıfına almamız gerekecek. Şirket size bir uçuş kredisi tanımlayacaktır.”
Elif kitabını kapattı. Gözlerinde ne öfke vardı ne de korku.
“Problem nedir?” diye sordu sakin bir sesle.
Arda’nın yüzü sertleşti.
“Soru sormanıza gerek yok. Ben bu uçağın kaptanıyım.”
Selin alaycı bir şekilde dudak büktü.
“Bazı insanlar bir yere gelince gerçekten kendini bir şey sanıyor.”
Kabin içinde sessizlik ağırlaştı. Yolcular bakışlarını kaçırıyor, bazıları ise olanları gizlice telefonlarına kaydediyordu. Bir yaşlı çift rahatsızlıkla başını öne eğdi.
Elif yavaşça ayağa kalktı. Sesi sakindi ama o sakinlik bile ortamı dondurmuştu.
“Ben koltuğumu bırakmıyorum.”
Arda’nın yüzü kızardı.
“O zaman güvenliği çağırmak zorunda kalacağım.”
Tam o anda Mehmet Demir yerinden hızla kalktı. Yüzü bembeyazdı, sesi titriyordu.
“Durun kaptan…” dedi. “Bahsettiğiniz bu yolcu… bu şirketin sahibidir.”
Bir anda kabin içinde hava değişti. Gerçek, herkesin üzerine ağır bir dalga gibi çöktü. Kabin, utançla karışık bir sessizliğe gömüldü.
BÖLÜM 2
Mehmet Demir’in sözleri duyulur duyulmaz kabinde tam anlamıyla bir sessizlik çöktü. Sanki uçağın içindeki hava bir anda çekilmiş gibiydi.
Kaptan Arda Yılmaz’ın yüzünden otoritenin rengi silindi. Eşi Selin’in gözleri büyüdü. Az önce Elif’i sıradan bir yolcu sanan herkes, şimdi sanki perde arkasında saklı kalan koca bir gerçeğe bakıyordu.
Elif Karahan, Mehmet’e dönerek sakin bir sesle konuştu.
“Bunu şu anda söylemenize gerek yoktu.”
Mehmet başını eğdi.
“Özür dilerim hanımefendi… ama durum kontrolden çıkıyordu.”
Arda hemen kendini toparlamaya çalıştı, sesi yumuşadı.
“Hanımefendi… bilmiyordum. Kötü bir niyetim yoktu. Sadece bir yanlış anlaşılmayı çözmeye çalışıyordum.”
Elif, onun gözlerine doğrudan baktı.
“Eğer benim şirket sahibi olduğumu bilseydiniz, yine de bana böyle konuşur muydunuz?”
Arda’nın cevabı yoktu.
Selin kısık bir sesle konuştu:
“Biz sizi… sıradan biri sandık.”
Elif cümleyi tamamladı:
“Öyle mi sandınız?”
Bu söz Selin’in boğazına düğümlendi.
Elif kitabını koltuğa bıraktı ve sakin ama net bir tonla devam etti:
“Kaptan, bu konuşma özel bir alanda devam edecek. Uçuş durdurulmayacak. Yolcular bundan zarar görmeyecek.”
Ardından Selin’e döndü:
“İsterseniz bu koltuğu kullanabilirsiniz. Bu uçakta başka boş koltuklar da var.”
Selin oturdu ama yüzü sanki taş kesilmiş gibiydi. Uğruna kavga ettiği koltuk, şimdi ona ağır ve rahatsız edici geliyordu.
Kokpitin yakınındaki küçük özel alanda Arda defalarca özür diledi.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.