Üçüz doğurduktan sonra kocam vücut ölçülerim ile alay etmeye başladı – ona paha biçilemez bir ders verdim.

29 yaşında bir kadınım ve dürüst olmak gerekirse mükemmel bir adamla evlendiğimi düşünüyordum. Eşim Emre (38) yakışıklı, başarılı ve girdiği her ortamda dikkatleri üzerine çeken bir adamdı. İnsanlar onu sever, saygı duyar ve çoğu zaman onunla aynı masada oturabilmek için bile çabalardı. 8 yıldır birlikteydik, 5 yıldır evliydik. Yıllarca süren kısırlık tedavileri, hastane koridorlarında geçen sayısız gün ve umutla hayal kırıklığı arasında gidip gelen ayların ardından sonunda hamile kaldım. Ama kaderin bana verdiği sürpriz sadece hamilelik değildi… üçüzlere hamileydim.

Hamilelik düşündüğümden çok daha zordu. Vücudum her geçen gün daha da ağırlaşıyor, ayaklarım şişiyor, geceleri nefes almak bile zorlaşıyordu. Doktorlar riskli olduğu için aylarca yatak istirahati verdi. Aynaya baktığımda eskiden gördüğüm kadını bulamıyordum. Ama içimde büyüyen üç küçük hayatın varlığı bana güç veriyordu. Sonunda doğum günü geldi. Uzun ve yorucu saatlerin ardından üç küçük mucize dünyaya geldi: Kerem, Zeynep ve Elif. Onları ilk kez kucağıma aldığımda gözlerim dolmuştu. O an yaşadığım tüm acılar anlamını yitirmişti.

Hastane yatağında bitkin bir halde yatarken Emre’nin elimi tutup bana destek olacağını düşünüyordum. Ama gerçek bambaşkaydı. Eve döndükten yaklaşık üç hafta sonra hayatımda ilk kez bir şeylerin değiştiğini fark ettim. O gün bebeklerden birini emziriyordum. Emre içeri girdi. Üzerinde pahalı bir takım elbise, yüzünde her zamanki kendinden emin ifade vardı. Bana birkaç saniye baktı. Sonra kaşlarını kaldırdı.

“Biraz kendine baksana… perişan görünüyorsun.”

İlk başta yanlış duyduğumu sandım. Ona üçüz doğurduğumu, neredeyse uyumadan günler geçirdiğimi söyledim. Ama o sadece omuz silkti ve bunun bir şaka olduğunu söyledi. O günden sonra “şakalar” bitmedi. Bazen kilolarımdan bahsediyor, bazen eski halimi özlediğini söylüyordu. İlk başta bunu stres sandım. Ama zaman geçtikçe sözleri daha keskin olmaya başladı.

Sonra bir gece telefonu çaldı. Emre duşta olduğu için telefon mutfak tezgâhında duruyordu. Ekran yanıp söndü ve gelen mesajı gördüm.

“Kendine bakan birini hak ediyorsun, pasaklı bir anne değil. -

Mesajı gönderen kişi Derya’ydı. Emre’nin asistanı.

O an kalbim sanki yerinden çıkacak gibi oldu. Ama ağlamadım. Çünkü bir anda içimde bambaşka bir duygu doğdu. Sessizce telefonu yerine bıraktım. O gece hiçbir şey söylemedim. Ama içimde bir plan şekillenmeye başlamıştı.

Ertesi gün Emre işe gittikten sonra annemi aradım. Annem yıllarca bir butik işletmiş, insan ilişkileri konusunda inanılmaz güçlü bir kadındı. Ona hiçbir detayı atlamadan her şeyi anlattım. Annem sessizce dinledi ve sonra sadece şunu söyledi:

“Bazen insanlar aynaya bakmadan önce bir ders almak zorundadır.”

Planımız basitti ama etkili olacaktı. Bir hafta sonra Emre’nin şirketinde büyük bir kutlama yemeği vardı. Tüm yöneticiler, çalışanlar ve hatta bazı müşteriler de davetliydi. Emre bana gelmek zorunda olmadığımı söyledi. “Bebeklerle ilgilenmen daha iyi olur” dedi. Ama bu kez ben farklı bir cevap verdim devamı icin sonrki syfaya gecinz...

Reklamlar