Üvey annem, ben altı yaşındayken babam öldükten sonra beni büyüttü. Yıllar sonra, onun ölümünden önceki gece yazdığı bir mektubu buldum.

Altı yaşıma kadar dünya, babamın kollarının genişliği kadardı.

Onun gülüşü, sabahları mutfakta çalan radyo ve bana “tüm dünyam” deyişi… Hayat buydu. Sonra Meral geldi. Sessiz, nazik, gözleri hep dikkatli bakan bir kadın. Babam onu sevdi. Ben de sevdim. Altı ay sonra evlendiler, kısa bir süre sonra da beni evlat edindi. Ona anne demeye başladım.


İki yıl sonra bir öğleden sonra dizlerimin üzerine çöktü ve “Canım, baban artık eve gelmeyecek,” dedi.



Altı yaşındaydım. Cenazede siyahlar içinde yürüyen insanları, toprağın kürekle atılırken çıkardığı sesi ve Meral’in elimi hiç bırakmayışını hatırlıyorum.



Büyüdüğümde bunun bir trafik kazası olduğunu öğrendim. “Kimsenin yapabileceği bir şey yoktu,” dedi Meral. Ona inandım. İnanmak istedim.


Babamın ölümünden dört yıl sonra Meral yeniden evlendi. İki çocuğu oldu. Ama bana hiçbir zaman yabancı olduğumu hissettirmedi. Ben onun kızıydım. Hep öyle davrandı.

Yirmi yaşıma geldiğimde, hayatımın boşluklarını doldurduğumu sanıyordum. Ta ki o gün tavan arasına çıkana kadar.

Reklamlar