Murat kesin bir dille devam etti: “Bundan sonra olacaklar şunlar: Ağustos sonuna kadar cezalısın. Telefonuna el konuluyor. Arkadaş toplantıları yok. Araba kullanmak yok. Eve arkadaş gelemez. Ve Emel’den el yazısıyla, samimi bir özür mektubu yazacaksın. Mesajla değil. Gerçek bir mektup.”
Burcu’nun çığlığı camları çatlatabilirdi: “NE?! Bu hiç adil değil! O BENİM BALO KEYFİMİ MAHVETTİ!”
Murat’ın sesi buz gibi bir tona düştü: “Yanlışın var tatlım. Sen kendi balonu, sana her zaman saygıdan başka bir şey göstermeyen birine karşı zalimliği seçtiğin saniye mahvettin.”
Burcu öfkeyle yukarı kata çıktı, odasının kapısını duvarlardaki tabloları sarsacak kadar şiddetli bir şekilde çarptı.
Annem gözyaşlarına boğuldu… Ama bu seferki o rahatlatıcı, minnet dolu olanlardandı. Önce Murat’a, sonra bana, sonra da duyguları o kadar taştığı için ne olduğunu anlamayan köpeğimize sarıldı.
Ağlayarak fısıldadı: “Teşekkür ederim… İkinize de teşekkür ederim. Daha önce hiç bu kadar sevilmiş hissetmemiştim.”
O balo fotoğrafları şimdi salonumuzun en güzel köşesinde duruyor; eve giren birinin görmemesi imkansız.
Annem hala diğer velilerden o anın onlara hayatta gerçekten neyin önemli olduğunu hatırlattığına dair mesajlar alıyor.
Peki ya Burcu? Annemin yanında olduğu zamanlarda, anneme karşı dünyanın en saygılı ve en dikkatli insanına dönüştü. Yazdığı özür mektubunu annem hala yatak odasındaki çekmecesinde saklar.
Asıl zafer bu işte. Toplum içindeki takdir, fotoğraflar ve hatta ceza bile değil. Annemin nihayet kendi değerini anladığını görmek, fedakarlıklarının güzel bir şey yarattığını fark etmesini izlemek, onun kimsenin yükü ya da hatası olmadığını bilmek…
Annem benim kahramanım… Her zaman öyleydi. Artık herkes de bunu biliyor.
Kaynak : haberzamani.com
Not : Alıntıdır