On yıl önce hayatımın yönü tamamen değişti. Merhum kız arkadaşım Lara’nın küçük kızı Gizem’i evlat edindiğim gün, aslında sadece bir çocuğu değil, bir sorumluluğu, bir sözü ve bir geleceği de kabul etmiştim.
Lara, yıllar önce başka bir ilişkiden hamile kalmıştı. Bunu Gizem’in biyolojik babasına söylediğinde adam ortadan kaybolmuş. Hiç aramamış, hiç sormamış, tek bir kuruş bile göndermemiş. Sanki o çocuk hiç var olmamış gibi davranmış.
Ben Lara ile çok sonra tanıştım. Onu ilk gördüğümde içimde garip bir sıcaklık hissetmiştim. Sanki uzun zamandır tanıyormuşum gibiydi. O gülümseyince etraf aydınlanıyordu. İnsan onun yanında kendini daha iyi biri gibi hissediyordu.
Kısa sürede birbirimize aşık olduk.
O zamanlar Gizem beş yaşındaydı. Küçük, meraklı gözleri olan, sürekli soru soran bir çocuktu. Bana ilk başta temkinli yaklaşmıştı ama zamanla aramızda garip bir bağ oluştu. Arka bahçeye ona bir ağaç ev yaptım. Bir hafta boyunca tahtaları kesip çiviledim. Sonunda bitirdiğimizde Gizem merdiveni tırmanıp yukarı çıkmış ve bana aşağıdan bağırmıştı:
“Burası bizim kalemiz!”
O günden sonra gerçekten öyle oldu.
Ona bisiklet sürmeyi öğrettim. İlk gün defalarca düştü. Dizleri yara oldu. Ama her seferinde kalkıp tekrar denedi. En sonunda kendi başına pedallamaya başladığında dönüp bana bakmış ve öyle bir gülmüştü ki… O an hayatımda ilk kez “baba olmak” duygusunu gerçekten hissettim.
Hatta saçlarını örmeyi bile öğrendim. İlk denemelerim korkunçtu. Ama Gizem aynaya bakıp kahkaha attığında ikimiz de mutluyduk.
Lara’ya evlenme teklif etmeyi planlıyordum. Çoktan küçük ama zarif bir yüzük almıştım. Bir akşam onu sahilde yürüyüşe çıkarıp teklif edecektim.
Ama hayat planları umursamıyor.
Kanser Lara’yı bizden aldı.
Son gününde elimi sıkıca tutuyordu. Güçsüz ama kararlı bir sesi vardı.
“Kızıma iyi bak… Onun hak ettiği baba sensin.”
O gün ona söz verdim.
Ve sözümü tuttum.
Gizem’i resmi olarak evlat edindim ve onu tek başıma büyüttüm.
Şehir merkezinde küçük bir ayakkabı tamir dükkanım var. Büyük bir yer değil. Ama mahallede herkes beni tanır. İnşaat işçilerinin yıpranmış botlarını tamir ederim. İş görüşmesine gidenlerin ayakkabılarını parlatırım. Çocukların futbol kramponlarını çoğu zaman ücretsiz onarırım.
Zengin değilim. Ama dürüst bir hayatım var.
Ve Gizem benim dünyam.
Bayram akşamları yıllardır sadece ikimiz olurduk. O gün de öyleydi. Mutfakta birlikte çalışıyorduk. Gizem patatesleri eziyor, ben de Lara’nın eski tarifine bakarak fırında tavuk hazırlıyordum.
Sofraya oturduğumuzda her şey normaldi.
Ta ki Gizem çatalını bırakana kadar.
Yüzü bir anda bembeyaz oldu.
“Baba… Sana bir şey söylemem gerekiyor.”
Sesindeki titreme beni anında tedirgin etti.
“Ne oldu kızım?”
Bir süre sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes aldı.
“Baba… Gerçek babama geri dönüyorum.”
Dünya sanki bir anda durdu.
Sözleri kafamda yankılandı.
Gerçek babama.
“Onun kim olduğunu hayal bile edemezsin,” dedi. “Onu tanıyorsun.”
İçimde buz gibi bir korku yayıldı.
“Bana bir şey söz verdi.”
Sesim istemsizce sert çıktı.
“Ne söz verdi?”
Gizem gözlerini yere indirdi.
“Üniversiteyi yurtdışında okumam için yardım edeceğini söyledi. Bana büyük fırsatlar sunabileceğini…”
Sonra yavaşça ekledi:
“Ve… benimle tanışmak istediğini söyledi.”
O an içimde iki duygu çarpışıyordu.
Korku.
Ve garip bir sakinlik.
“Onunla görüştün mü?” diye sordum.
Gizem başını salladı devamı icin sonrki syfaya gecinz...