Kocamı kazada kaybettikten sonra iki küçük kızımla sessiz bir mahallede tek başıma hayat mücadelesi veriyordum. Hem çalışıp hem çocuklara bakmaktan pek arkadaş edinmeye fırsatım olmamıştı. Ta ki altı ay önce karşı evimize taşınan 80 yaşlarındaki Hacer Teyze ile tanışana kadar. Eşini yıllar önce kaybetmiş, hiç çocuğu olmamış yapayalnız ama çok tatlı bir kadındı. Aradaki yaş farkına rağmen çok iyi dost olduk; sabahları kahve içtik, o benim çocuklarıma baktı, ben de onun bahçesini düzenledim.
Ancak bir sabah siren sesleriyle yataktan fırladım. Hacer Teyze'nin evinin önü polis ve ambulanslarla doluydu. Panikle dışarı koştuğumda, sağlık görevlileri onun cansız bedenini evden çıkarıyordu. Kanım dondu. Polis, ölmeden kısa süre önce çok tuhaf bir telefon ihbarı aldıklarını söyleyip komşuları sorgulamaya başladı.
Gözyaşları içinde ifademi verdiğim sırada, polislerden biri aniden benim arabama doğru yaklaştı. El fenerini arka cama tutup içeri baktığı an adamın rengi kireç gibi bembeyaz oldu. Bana dönerek sert bir sesle, "Hanımefendi... Arabanızın kilitlerini derhal açın!" diye bağırdı.
Ellerim titreyerek kapıları açtığımda, polisler arabanın içinden İKİ BÜYÜK KUTU çıkardılar. Onları hayatımda hiç görmemiştim, arabamın içine nasıl girdiklerine dair hiçbir fikrim yoktu! Ama Hacer Teyze'de evimin yedek anahtarı vardı ve araba anahtarlarımı nerede tuttuğumu çok iyi biliyordu.
Polisler o devasa kutuların kapağını dikkatlice açtığı an gördüğüm manzarayla olduğum yere yığılıp, "AMAN TANRIM! HACER TEYZE BENİ NEYE BULAŞTIRDI?" diye çığlık attım!
Polis memurunun titreyen elleriyle kutunun kapağını kaldırdığı o an, zaman benim için adeta durdu. Gözlerim fal taşı gibi açılmış, nefesim boğazımda düğümlenmişti. Kutunun içinde, şeffaf naylonlara sıkıca sarılmış, üzerlerinde hala kurumuş kan lekeleri olan üç adet ağır silah, onlarca farklı isme düzenlenmiş sahte pasaport ve kalıp kalıp, eski, yıpranmış banknotlar duruyordu. İkinci kutuda ise kalın, siyah deri kapaklı bir defter ve en üstte, doğrudan benim adıma, "Benim Güzel Komşuma" diye yazılmış kalın bir zarf vardı.
"Ellerini başının üzerine koy! Hemen!" diye bağırdı polislerden biri, aniden silahını bana doğrultarak. Bir saniye önce bana şefkatle yaklaşan memurlar, şimdi bana azılı bir katilmişim gibi bakıyordu. Dizlerimin bağı çözüldü, soğuk asfalta yığıldım. "Benim hiçbir şeyden haberim yok! Yemin ederim o kutuları hayatımda ilk defa görüyorum! İçeride uyuyan iki küçük kızım var, lütfen onlara gitmeme izin verin!" diye hıçkırıklara boğuldum devamı....
Deprem Son Dakika
Seçim Ne Zaman Sorusuna Ne
O Akşam Yaşananları Hâlâ Unutamıyorum…