Hasan’la birbirimize baktık… sanki zaman o anda duruvermişti.
— “Yılmaz… senin soyadın gibi mi?” diye fısıldadı, sesi titreyerek.
Yavaşça başımı salladım. Konuşamıyordum. Göğsümde bir şey vardı… korku, merak… ve adını koymaya cesaret edemediğim bir umut.
Hasan tekrar yere vurdu, bu kez daha güçlü.
Boşluk sesi.
Kesinlikle boştu.Ağacın içinde bulduğumuz birkaç basit aletle —eski bir çakı, paslanmış bir demir parçası— tahtayı kaldırmaya çalışmaya başladı. Her deneme bir öncekinden daha zordu. Ameliyattan sonra hâlâ güçsüz olan elleri titriyordu… ama durmuyordu.
— “Burada bir şey var Emine… hissediyorum…” diye mırıldandı.
Yanına diz çöktüm.
— “O zaman durma.”
Dakikalar geçti… belki saatler. Zaman kavramını yitirdik. Sadece o ses vardı… çatırdayan tahta… hızlanan nefeslerimiz… ve kalplerimizin gürültüsü.
Beyin ve Damar Tıkanıklığı
Her Sabah Yüzünüzü Bu 2 Malzemeli Karışımla Yıkayın
Acı haber az önce geldi